Gündelik hayatımıza sessizce yerleşen zincir marketler, bugün emekçilerine sefalet ücretini reva gören bir düzenin en görünür aktörlerinden biri hâline geldi. Raflar dolu, kasalar çalışıyor, kâr tabloları kabarık… Ama o rafları dolduran eller yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm…
Migros depolarında çalışan yedi bine yakın işçi, bu adaletsizliğe karşı iş bırakma eylemi başlattı. Bir haftadır süren bu haklı mücadelede, 141 işçi tek bir mesajla işten çıkarıldığını öğrendi. Ne savunma hakkı, ne yüz yüze bir açıklama… Sadece bir SMS. İşte “kurumsallık” dedikleri şey de bu…
Peki işçilerin örgütlü olduğu sendika, DGD-SEN ne istiyor? Masaya konan talepler ne uçuk, ne gerçek dışı:
• Yüzde en az 50 ücret zammı,
• Vergi kesintilerinin patron tarafından karşılanması,
• İşten atılan işçilerin işe iadesi,
• Taşeron uygulamasına son verilmesi,
• Banka promosyonlarının kesilmeden, tam ödenmesi..
Sormak gerekiyor:
Banka promosyonu neden işveren tarafından kesilir?
Bu para işçiyle banka arasındaki bir anlaşmanın sonucudur. Patronun buradan pay alması hangi vicdana, hangi hukuka sığar?
Zincir marketler bugün Türkiye’de kârlılık oranı en yüksek sektörlerin başında geliyor. Ne var ki işçiye ya da memura yapılan her zammı, kendi kârlarına yapılmış sayıyorlar. Fiyat ayarlamaları, gramaj oyunları, ambalaj hileleri… Pandemiyle birlikte ayyuka çıkan bu uygulamalar neredeyse işverenler için bir “hak” gibi sunuldu. Devlet ise bu gerçeği görmekte fazlasıyla geç kaldı…
Paketler küçüldü, fiyatlar büyüdü. Tüketici aldatıldı, emekçi yoksullaştı… Bu zincir marketlerin eli sürekli olarak bizim cebimizdeydi…
Bugün Migros depo işçileri, tam da bu düzenin karşısında duruyor. Sendikaları aracılığıyla yalnızca kendi haklarını değil, emeğin onurunu savunuyorlar. Daha dün Kumlucalı çiftçilerin haklı mücadelesinin sesi olduk. Bugün de Migros işçilerinin yanında durmak, bir demokrasi görevidir… Hakkın ve emeğin sesi olmaktır…
Örgütlü mücadeleye saygı duymak zorundayız…
Çünkü hak, tek başına değil; yan yana gelindiğinde kazanılır…
İşçiler açıkça çağrı yapıyor:
“Migros’tan alışveriş yapmayın, sesimizi duyun.”
Bu çağrıya kulak vermek, bir lütuf değil; toplumsal bir sorumluluktur. Bu ülkenin çoğunluğunu oluşturan işçiler, emekçiler ve çiftçiler hem üretirken hem tüketirken büyük bir güçtür. O gücü fark etmenin zamanı çoktan gelmiştir…
Bu nedenle, her zaman olduğu gibi; yerel esnaftan alışveriş yapmayı öneriyorum… Çünkü burada kazanılan para, bir başka ülkeye ya da merkeze sermaye olarak kaçmıyor; yaşadığımız kente, mahalleye, insana geri dönüyor… Lakin bazı insanlar, yaşadığı şehrin esnafını savunmaz… Bu da yaman çelişkilerden biridir… Bu zincir marketlerin açılışını yaparak, bu haksız değirmenin suyu olurlar…
Gelin, Migros depo işçilerinin yanında duralım…
Seslerine SES olalım…
Çünkü bu sadece bir ücret meselesi değil;
bu, insanca yaşama hakkının mücadelesidir…
Vesselam…