Bu cümleyi niye kurduğumu hemen açıklayayım; yoksa “yine mi edebiyat yapıyor” denebilir.

Evet, edebiyat yapıyorum ama bu kez sinemayla, müzikle ve biraz da vicdanla…

Çeşitli kurum ve kuruluşların ortak çağrısıyla düzenlenen İşçi Filmleri Festivali bu yıl 20. yaşını kutladı. Ve evet, yanlış duymadınız: Kumluca da bu haritaya dâhil oldu.

Haritaya diyorum, çünkü bazı etkinlikler vardır; şehrin coğrafyasını değil ama vicdan pusulasını değiştirir…

Tam dört film izledik…

Ne dört film ama…

Gorgon’da empatiyi, tacizi, “ben olsaydım ne yapardım” sorusunu koltuğumuza bırakıp çıktık salondan.

Haklı Mücadele’de bir stajyer avukatın hukukla değil, hukuksuzlukla imtihanını bizzat kendisinden dinledik.

Halepçe Katliamı’nı anlatan film ise Kumluca tarihinde bir ilk oldu; kimsenin alkışlamaya cesaret edemediği, ama herkesin sustuğu bir ilk…

Çekiliş’te ise çocuk kalbiyle atan yüreklerin, bir topun ve bir kız çocuğunu bulma arzusunun peşinden koştuk. Koştuk diyorum, çünkü insanın içi yerinde durmuyor…

Ve sonra…

Perde kapandı ama gece bitmedi.

Sahneye Nefes Topluluğu çıktı.

Adı gibi: Nefes oldular.

Önce Mehmet Güleç’in sesinden türküler döküldü ortalığa.

Ardından, yalnızca “üç-beş prova” ile sahneye çıkan ama yüreği tam kadro olan bir topluluk…

Dört çift göz,

dört çift kulak,

dört çift el…

Ve en önemlisi: dört yürek…

Murat Ant, Orhan Yayık, Murat Şenda, Ahmet Atalay…

Bizi Anadolu’nun bir köşesinden alıp başka bir köşesine bıraktılar.

Bilindik türküleri “bilindik” olmaktan çıkarıp Nefes yorumuyla yeniden dinlettiler.

Yeni bir grup olarak sadece sahneye çıkmadılar;

Kumluca’ya ve Kumlucalılara gerçekten bir nefes oldular.

Gecenin en güzel tarafı mı?

Protokol saçmalığı yoktu.

Kim nereye isterse oturdu.

Ön sıra-arka sıra, koltuk hiyerarşisi, kravat önceliği yoktu…

Belediye yetkilileri mi?

Yoktu.

Ama şaşırmadık.

Konu İşçi Filmleri olunca tabii ki gelinmez…

Bir çiçek düşünülmez.

Migros açılışı varken,

Demre’de baklavacı açılışı varken,

sıra işçiye gelir mi?

Elbette gelmezdi.

Gelmedi de…

Ama ne oldu biliyor musunuz?

Salon doluydu.

Kalpler doluydu.

Kumluca bir akşamlığına bile olsa başka bir şehir oldu…

Demek ki bazen bir şehri nefeslendirmek için

ne büyük bütçelere ne de uzun konuşmalara gerek var…

Bir film yeter…

Bir türkü yeter…

Biraz da yürek…

Vesselam…