Devlet için en önemli kelime kontroldür. Çünkü kontrol; sadece güvenlik, asayiş ya da ekonomiyle sınırlı bir kavram değildir. Kontrol, devlet aklının kendisidir. Maddi ve manevi bütün alanlarda hâkimiyet kuramayan bir devlet, zamanla kendi sınırları içinde misafir konumuna düşer.

Kontrolün zayıfladığı yerde önce boşluk oluşur. Bu boşluk ne yazık ki masum kalmaz. İhanet, ilk olarak kontrolsüz alanlarda filizlenir. Devletin görmediği, duymadığı, hesap sormadığı her alan; içeriden beslenen, dışarıdan yönlendirilen odaklar için verimli bir zemine dönüşür. İhanet bazen bir bayrak yakma görüntüsünde, bazen bir sosyal medya paylaşımında, bazen de “özgürlük” ambalajıyla sunulan zihinsel işgallerde karşımıza çıkar. Kontrol sadece sınırı değil, zihni de korumaktır.

Manevi alanda kontrol kaybolduğunda, toplum değerlerini kaybeder. İnanç, ahlak, kültür ve aidiyet duygusu zayıfladıkça; birey, devlete değil başka merkezlere bağlanır. Bu noktada devletin otoritesi hukuki olmaktan çıkar, sembolik hale gelir. Oysa güçlü devlet, toplumun manevi kodlarını bilen, koruyan ve yaşatan devlettir. Manevi kontrol baskı değil, yön tayinidir. Pusulası olmayan toplum, ilk rüzgârda savrulur.

Maddi alanda ise kontrol, doğrudan piyasa ile ilgilidir. Kontrolsüz piyasa, serbest piyasa değildir; güçlülerin zayıfları ezdiği bir vahşi düzendir. Fiyatların denetimsizliği, stokçuluk, spekülasyon ve kayıt dışılık; sadece ekonomik sorun değil, milli güvenlik meselesidir. Çünkü kontrolsüz ekonomi, dış müdahaleye en açık alandır. Bugün bir ülkeyi işgal etmek için tank göndermeye gerek yoktur; döviz, gıda ve enerji üzerinden kurulan baskı yeterlidir.

Piyasa kontrolü, tüketiciyi korumak kadar üreticiyi de korumaktır. Devlet denetlemezse, piyasa kendi ahlakını üretmez. Para, vicdanın önüne geçer. İşte bu noktada ekonomik ihanet başlar. Kâr hırsı adına ülkesini, milletini hiçe sayanlar; savaş döneminde silah satan tüccarlardan farksızdır.

Kontrolün olmadığı yerde hukuk da işlemez. Kanun vardır ama uygulanmaz. Denetim vardır ama göstermeliktir. Bu durum adalete olan güveni sarsar. Adalet zayıfladığında ise devlet, vatandaşın gözünde anlamını kaybeder. Çünkü devletin varlık sebebi, kontrolü adaletle birleştirebilmesidir.

Unutulmamalıdır ki kontrol; baskı değildir, keyfilik değildir. Kontrol; düzen, denge ve devamlılıktır. Devlet kontrol eder ki, toplum huzur bulsun, piyasa kontrol edilir ki, emek sömürülmesin, manevi alan korunur ki, kimlik aşınmasın.

Sonuç olarak; kontrolünü kaybeden devlet önce otoritesini, sonra egemenliğini, en sonunda da varlığını kaybeder. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Devlet olmak, sadece bayrak ve sınırla değil; maddi ve manevi her alanda kontrolü elinde tutmakla mümkündür. Çünkü kontrol, devletin sigortasıdır. Sigorta atarsa, enkaz kaçınılmaz olur.