İçinde bulunduğu coğrafya ve hatta tüm dünya, kelimenin tam anlamıyla bir "ateş çemberinden" geçiyor. Küresel ekonomi, pandeminin tortuları ve bitmek bilmeyen vekalet savaşlarının ağırlığı altında iflasın eşiğine gelmişken; sınır hatlarımızda, hava sahamızda füzeler havada uçuşuyor. Milli güvenliğimizin en hassas terazide tartıldığı, yeryüzünde ki her bir vatandaşın mutfağındaki yangını söndürmeye çalıştığı şu kritik eşikte, Ankara’nın koridorlarından yükselen "erken seçim" ya da "ara seçim" nakaratları, halkın gerçek gündemiyle ne kadar örtüşüyor?

İşte bu haftaki köşemizde, gerçek önceliklerimizi ve siyasetin finansmanındaki adaletsizliği masaya yatırıyoruz.

Dünya, büyük bir kırılmanın ortasında. Komşularımızda şehirler yerle bir oluyor, göç dalgaları kapımıza dayanıyor ve küresel finans sisteminin çatırtıları her geçen gün daha gürültülü duyuluyor. Böyle bir atmosferde, devlet aklının ve siyaset kurumunun tek bir odağı olmalı: Bekayı korumak ve toplumsal refahı stabilize etmek.

Milli güvenliğimizin tehdit altında olduğu, savunma sanayimizin ve ordumuzun teyakkuzda beklediği bir dönemde, ülkeyi aylar sürecek bir seçim psikolojisine sokmak, toplumu kutuplaştırmak ve enerjimizi sandık kavgalarına harcamak ne kadar rasyonel? Siyasetin asli görevi, yangın anında "itfaiyecilik" yapmaktır; itfaiye aracının koltuğuna kimin oturacağı kavgasını yangın sönene kadar ertelemek bir sorumluluktur.

Halkın Sofrasından Siyasetin Kasasına

Gelelim asıl can yakıcı meseleye: Ekonomik kriz tüm insanlığı tehdit etmeye başlamışken. Vatandaş kemer sıkarken, esnafı, emeklisi mucizeler yaratmaya çalışırken; siyasi partilerin Hazine’den milyarlarca lira yardım alması kamu vicdanında nasıl bir yer buluyor?

Bugün gelinen noktada, siyasi partilere ödenen Hazine yardımlarının derhal kaldırılması ya da en azından bu kriz dönemi bitene kadar, askıya alınması bir seçenek değil, bir zorunluluktur.

Milyarlarca liralık bu fonlar; savunma sanayi projelerine, dar gelirli vatandaşın desteklenmesine veya üretimi artıracak teşviklere aktarılabilir.

Siyaset bir "meslek" veya "kazanç kapısı" değil, bir hizmet yarışı olmalıdır. Partiler kendi finansmanlarını üyelerinin aidatları ve bağışlarıyla, yani kendi tabanlarının rızasıyla sağlamalıdır.

Halktan fedakarlık bekleyen siyaset mekanizması, önce kendi lüksünden ve garantilenmiş bütçesinden feragat ederek örnek teşkil etmelidir.

Sonuç: Seçim mi, Geçim mi?

Türkiye’nin bugünkü önceliği sandık kurmak değil, var olan sofrayı korumak ve sınır güvenliğini tahkim etmektir. Siyasi ikbal kaygılarıyla yapılan erken seçim çağrıları, toplumun yaşadığı gerçek zorluklara karşı bir körlük emaresidir.

Eğer gerçekten bir "milli birlik" ruhundan bahsedeceksek; siyasetçiler önce Hazine yardımından vazgeçerek elini taşın altına koymalı, ardından da füzelerin gölgesinde seçim değil, krizden çıkış reçeteleri üretmelidir. Gün, koltuk hesabı yapma günü değil; gemiyi sağ salim limana yanaştırma günüdür.

Zira fırtına koptuğunda kaptan köşkündeki kavga, geminin batışını hızlandırmaktan başka bir işe yaramaz.