Futbol denildiğinde aklımıza çoğu zaman milyon dolarlık transferler, dev stadyumlar, ışıltılı kupalar ve reklam panoları gelir. Oysa dünyanın başka bir yüzü daha vardır. Topun peşinden koşanlar vardır; aslında ekmeğin, umudun ve onurun peşinden koşanlar...

Belki de bu yüzden futbol, insanları birbirine en çok yaklaştıran oyundur. Düşersiniz, kalkarsınız, yeniden topun peşine takılırsınız. Tıpkı hayat gibi...

Yoksulluğun kader gibi insanların omuzlarına yüklendiği ülkelerde futbol yalnızca bir spor değildir. Bir kaçıştır, bir direnme biçimidir; bazen açlığa, bazen sömürgeciliğin bıraktığı derin yaralara, bazen de unutulmuşluğa karşı atılan sessiz bir çığlıktır…

Fas tribünlerinden yükselen marşlar yalnızca bir takımın tezahüratı değildi. Yıllardır sesi duyulmayan coğrafyaların ortak türküsüydü. Mısırlı futbolcuların Filistin bayrağıyla sevinmesi yalnızca bir kutlama değildi; savaşın ortasında insanlığın hâlâ nefes alabildiğini hatırlatan bir vicdan çağrısıydı…

Bugün dünyanın en pahalı liglerinde forma giyen futbolcuların önemli bir bölümü Afrika kökenli. Sanki futbolun dili evrensel ama kalbi Afrika'da atıyor…

Çünkü Afrika, yalnızca kıtanın adı değildir; Emektir… Yoksulluktur… Sömürüdür…

Ve bütün bunlara rağmen vazgeçmeyen insanların inadıdır.

Bir tarafta milyarlarca avroluk kulüpler...

Özel jetler...

Şatafatlı tesisler...

Diğer tarafta ise çocukluğunda yalınayak top koşturan, formasını kendi elleriyle yıkayan, ailesine bakabilmek için futbola tutunan gençler... “Toprağın çocukları”dırlar…

İşte futbolun en büyük çelişkisi burada saklıdır…

Birileri oyunu satın alabileceklerini sanırken, diğerleri hayatlarını ortaya koyarak oynuyor…

Bu yüzden zengin kulüpler, çoğu zaman bütçesi kendilerinin yedek kulübesi kadar etmeyen takımlar karşısında zorlanıyor. Çünkü para kondisyon satın alabilir; ama açlığın öğrettiği mücadeleyi satın alamıyor…

İşte Vozinha...

Yeşil Burun Adaları'nın kırk yaşındaki kalecisi... Belki dünya futbol tarihinin en pahalı eldivenlerini giymedi. Belki milyonlar kazanmıyor…

Lakin onun hikâyesi, milyonların alkışladığı birçok yıldızdan daha büyük. Dünya Kupası'nı izlemeye annesini de götürmek istemişti… Bir evlat olarak tek dileği buydu. Fakat bunu gerçekleştirecek parayı bulamamıştı…

Ne kadar acıdır...

Milyonların döndüğü bir organizasyonda, milyonlarca insanın izlediği bir kaleci, annesini tribüne getirecek bütçeye sahip değildir… İşte dünyanın gerçek fotoğrafı budur. Bir tarafta futbol ekonomisinin ulaştığı akıl almaz rakamlar...

Diğer tarafta annesini yanında göremeyen bir evlat... Ve yine de o evlat, kalesinde devleşiyor. Toplara uzanıyor. Rakiplere geçit vermiyor. Çimleri söktürüyor milyon dolarlık ayaklara…

Belki de yalnızca topu değil, kaderini de kurtarmaya çalışıyor…

İşte bu yüzden futbolun gerçek rengi yalnızca yeşil değildir. Biraz siyahtır. Biraz Afrika'dır. Biraz Filistin'dir. Biraz Kongo'dur. Biraz Fas'tır. Biraz Mısır'dır… Çoğunlukla da Vozinha’dır…

Ve en çok da dünyanın görmezden geldiği insanların alın teridir… Belki kupaları hep aynı ülkeler kazanacaktır… Belki kupaların üzerinde hep aynı sponsorların isimleri yazacaktır…

Ama hafızalarda kalanlar çoğu zaman kupayı kaldıranlar değil, yoksulluğun içinden çıkıp insanlığa umut olmayı başaranlardır… Çünkü futbol, yalnızca kazananların değil; bütün eşitsizliklere rağmen ayağa kalkmayı başaranların hikâyesidir…

Ve bazen bir kalecinin annesini tribüne getirememesi, dünyanın bütün ekonomik raporlarından daha fazla şey anlatır bize… İşte futbolun en büyük alabilir; ama açlığın öğrettiği mücadeleyi satın alamıyor…

Milyonların döndüğü bir organizasyonda, milyonlarca insanın izlediği bir kaleci, annesini tribüne getirecek bütçeye sahip değildir…

İşte dünyanın gerçek fotoğrafı budur…

Bir tarafta futbol ekonomisinin ulaştığı akıl almaz rakamlar...

Diğer tarafta annesini yanında göremeyen bir evlat...

Ve yine de o evlat, kalesinde devleşiyor. Toplara uzanıyor. Rakiplere geçit vermiyor. Çim söktürüyor…

Belki de yalnızca topu değil, kaderini de kurtarmaya çalışıyor…

Ve en çok da dünyanın görmezden geldiği insanların alın teridir…

Belki kupaları hep aynı ülkeler kazanacaktır… VAR odasında Var olan Fransa gibi… Ya da Paraguay takımının teknik direktörünün söylediği gibi:

“Onlar Avrupa’nın en iyi akademilerinde yetişti; biz kırmızı toprağın çocuklarıyız. Ama direnmek bizim kimlik kartımıza yazılı.”…

Belki kupaların üzerinde hep aynı sponsorların isimleri yazacaktır… Lakin hafızalarda kalanlar çoğu zaman kupayı kaldıranlar değil, yoksulluğun içinden çıkıp insanlığa umut olmayı başaranlardır… Çünkü futbol, yalnızca kazananların değil; bütün eşitsizliklere rağmen ayağa kalkmayı başaranların hikâyesidir…

Ve bazen de bir kalecinin annesini tribüne getirememesi, dünyanın bütün ekonomik raporlarından daha fazla şey anlatır bizlere…

Bana da hikayesini yazmak düşüyor...

Vesselam…