Hayatın her alanında, her kriz anında, her tartışmanın sonunda dönüp dolaşıp geldiğimiz bir cümle var: “Üzerimize düşeni yapmak.”
Peki gerçekten yapıyor muyuz? Yoksa bu sözü vicdanımızı rahatlatan bir kalıp cümle olarak mı kullanıyoruz?
Toplum olarak en büyük sınavlarımızı; afetlerde, ekonomik daralmalarda, üretim krizlerinde, sosyal gerilimlerde veriyoruz. Ama asıl sınav, büyük olayların gölgesinde değil; gündelik hayatın içinde, küçük sorumluluklarda gizli.
Bir çiftçi düşünün… Serasında sel baskını olmuş. Ürünü zarar görmüş. Sigorta süreciyle mücadele ediyor. Ama yine de ertesi sabah toprağına gidiyor. Çünkü onun “üzerine düşen”, küsüp kenara çekilmek değil; üretmeye devam etmek.
Bir öğretmen düşünün… İmkânlar sınırlı, şartlar zor. Ama sınıfa girdiğinde öğrencisinin gözünün içine bakıp umut aşılamayı sürdürüyor. Çünkü onun payına düşen, sadece müfredat değil; gelecek inşa etmek.
Bir esnaf düşünün… Zor zamanlardan geçiyor ama dürüstlükten vazgeçmiyor. Çünkü bilir ki güven kaybolursa, kazanç da kaybolur.
Üzerimize düşeni yapmak; büyük nutuklar atmak değil, küçük ama kararlı adımlar atmaktır.
Şikâyet etmek kolaydır. Sorumluluk almak zordur.
Eleştirmek kolaydır. Elini taşın altına koymak zordur.
Bugün ilçemizde, şehrimizde, ülkemizde hangi sorunu konuşursak konuşalım; dönüp kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Ben ne yaptım?”
Sokakta yere atılan çöp için belediyeyi suçlamadan önce, biz yere çöp atmıyor muyuz?
Gençlerin umutsuzluğundan şikâyet ederken, onlara umut olacak bir cümle kuruyor muyuz?
Ekonomiden, adaletten, eğitimden söz ederken, kendi işimizi hakkıyla yapıyor muyuz?
Toplum dediğimiz yapı, görünmez bir organizma değil. Toplum; biziz.
Devlet dediğimiz mekanizma, gökyüzünden inmiyor. Onu da ayakta tutan, görevini yapan insanlar.
Sorumluluk zinciri en tepeden en aşağıya kadar uzanır. Elbette yönetenlerin yükü ağırdır. Karar makamında olanların hesabı büyüktür. Ama sıradan vatandaşın da sorumluluğu küçümsenemez. Çünkü büyük değişimler, küçük disiplinlerden doğar.
Unutmayalım;
Adalet, önce kendi terazimizde başlar.
Üretim, önce kendi emeğimizde başlar.
Ahlak, önce kendi davranışımızda başlar.
“Üzerimize düşeni yapmak” bir savunma cümlesi değil; bir hayat prensibi olmalıdır.
Bir kriz çıktığında değil, her gün…
Birileri görsün diye değil, biz doğru olduğu için…
Belki her şeyi değiştiremeyiz.
Ama kendi payımıza düşeni eksiksiz yaptığımızda, vicdanımız rahat olur.
Ve vicdanı rahat insanların çoğaldığı bir yerde; umut da, güven de, huzur da büyür.
Asıl mesele şu:
Herkes başkasından beklediğini kendisi yapmaya başladığında, bu ülkenin önünde hangi engel kalır?
Üzerimize düşeni yapmak…
Evet, mesele tam da bu.