Türkiye’de siyaset hep çalkantılı olmuştur. Siyaset ve siyasetçi mutlak güç haline getirilmiştir. Bu sebeple belli dönemlere damgasını vuran siyasetçiler, yok olup giden siyasetçiler, mutlak güç olmadıklarını göstermek için darbe gören ve cezalandırılan siyasetçiler olmuştur. Siyaset bazılarınca meslek haline dönüştürülmüştür. Çoğu zaman babadan çocuklara geçer hale gelmiştir. İkbal edinme yolu olmuştur. Taraflar ve kutuplaşmalar oluşmuştur. Alt yapısı olan olmayan herkes siyasetçi olmuştur. Bazıları siyasetle güç ve zenginlik edinmiş, bazıları bu güçten faydalanabilmek için ortalıkta olma, görünür olma çabalarına girmiştir. Kurumlar siyasallaşmış; atananlara karşı seçilenler kutsanmış ve kurumlar işleyemez durumlara gelmiştir. Siyaset ile devlet özdeşleşmiştir. Oysa siyasiler değişir, siyasi anlayışlar değişir aslolan devlet ve kurumlarıdır.
Siyaset, bir bilimdir. Siyaset bilimi; gözlem, veri toplama, karşılaştırma, istatistiksel analiz, tarihsel inceleme ve kuram geliştirme gibi bilimsel yöntemler kullanır. Bu yönüyle sosyoloji, ekonomi, hukuk, psikoloji ve tarih gibi alanlarla yakın ilişki içindedir.
Elbette her siyasetçi, siyaset bilimci olmak zorunda değildir. Ancak siyaset biliminden haberdar olmalı ve yararlanmalıdır. Ekonomik gücü olan, çevresi olan, popüler olan, siyasete meraklı olan herkes siyasetçi olamaz, olmamalıdır. Siyaset; bilimsel birikim edinmiş, düşünsel arınmışlık oluşturmuş, sağlıklı bir kişiliğe ulaşmış, toplumsal yararı gözeten duruş geliştirmiş ve adalet duygusu içselleşmiş insanlarla başarılı olur.
Siyaset, en genel anlamıyla, toplumun ortak yaşamını düzenleme ve kamusal kararları alma sanatıdır.
Toplumda herkes siyasetin içinde yer almak isterse ya da bir şekilde dahil edilirse, ortak yaşamı ve kamusal alanı düzenlemede kargaşa ve uygulama çatışmalarının olması kaçınılmaz olur. Toplumun tamamına sirayet eden güç mücadelesi, ekonomik çıkarlar, ideolojik kutuplaşma, popülizm ve kişisel ikbal arzusu, siyasetin kamu yararından uzaklaşmasına neden olabilir.
Böylece Aristoteles’in “insan politik bir hayvandır” sözü haklı çıkar. Lord Acton’ın “Güç yozlaştırır; mutlak güç mutlaka yozlaştırır.” uyarısı doğrulanmış olur.
Sosyolojik açıdan siyaset, çıkarların, değerlerin ve güç ilişkilerinin yönetilmesidir. Toplumda kaynaklar sınırlı, beklentiler ise sınırsız olduğu için siyaset, bu çatışmaları meşru yollarla çözmeye çalışan bir mekanizmadır. Elbette siyaset tamamen çatışmasız olmaz; önemli olan çatışmayı şiddete değil, uzlaşmaya dönüştürebilmektir
Doğru olan siyasi anlayış; ülkenin kuruluş ilkeleri doğrultusunda, iktidarı amaç değil araç görür. Devleti bir partiyle özdeşleştirmez. Hukuku üstün tutar. Eleştiriyi düşmanlık saymaz ve gelecek nesillerin çıkarını günlük siyasi kazançların önünde tutar. Toplumu kutuplaştırmaz. Eşitlikçi ve adil olur. Algılarla değil, gerçeklerle ayakta kalmayı tercih eder. Böyle bir sistemde siyaset, toplumun ayrışma nedeni değil, birlikte yaşama iradesinin kurumsal ifadesi haline gelir.
İdeal siyasetin ilkeleri bellidir:
Belirli kişi veya grupların değil, toplumun ortak çıkarını gözetmektir.
Yönetimsel güç hukukla sınırlı olmalı, kurallar kişilere göre değişmemelidir.
Halk yalnızca seçim dönemlerinde değil, karar alma süreçlerinde de söz sahibi olabilmelidir.
Kamu gücünü kullananlar yaptıkları her işlemi açıklayabilmeli ve
denetlenebilmelidir.
Farklı düşünceler tehdit değil, demokratik yaşamın doğal bir parçası olarak görülmelidir.
Siyaset, düşman üretme değil, farklı çıkarları ortak bir zeminde buluşturmayı hedeflemelidir.
Devletin kuruluş ve var oluş ilkeleri doğrultusunda yenilikçi ve gelişmeci bir anlayış sergilenmelidir.
Hiç bir siyasi kuruluş miras değildir. Toplumun istediği kadar var olur. Elbette kendi varlığının farkında olan ve kendi geleceğini en iyi şekilde kurma bilincinde olan bir halk da gerekir.
Bazen ideolojiler ömrünü tüketir. Sloganlar anlamsızlaşır. Değişim tüm dirençlere rağmen kaçınılmaz olur.
Son zamanlarda yaşanan yeni çalkantılardan umarım doğru sonuçlar çıkar!..
Esen kalınız!..