Bugün Gazze’de, Filistin’de, Ukrayna’da, dünyanın başka yerlerinde yaşanan acılar, aslında insanlığın iç dünyasındaki büyük çöküşün görüntüsüdür. İnsan, kalbindeki merhameti kaybettiğinde savaş kaçınılmaz olur. Çünkü merhamet çekildiğinde, güç kendini hak zannetmeye başlar… Yazıların okuduğunuz fakir de defalarca bu sorunları gündeme getiren yazılar yazdı… Kendi kendime dedim ki, Ramazan ruhuna uygun yazılar yazayım ve ben de okurlarımla bir yola gireyim ve iç sese yönelik olarak yazılar ortaya koyayım… Olmadı. Amerikan emperyalizmi İran’a bombalar yağdırmaya başladı… İlk bomba da bir kız ilkokuluna düştü… O canım çocuklar oracıkta can verdi… Bu yazı yazılırken savaşın 9. Günüydü. Kim bilir daha kaç can toprağa gönderilecek…

Ramazan ayı, insanın kendi içindeki gürültüyü susturduğu bir zamandır… Açlık yalnızca mideye değil, kalbe de yönelir; insan nefsinin gürültüsünü azaltıp vicdanının sesini duymaya çalışır. Oruç, insanın kendine karşı verdiği en büyük terbiyedir. Çünkü Ramazan, insanın içindeki savaşın sona ermesi için gönderilmiş bir iklimdir…

Ama dünyanın başka köşelerinde, özellikle de İslam coğrafyasında, tam tersine bir gürültü yükselir: bombaların, sirenlerin ve enkaz altında kalan çocukların sessiz çığlığının gürültüsü…

Ramazan ayı, merhametin en yüksek sesle konuşması gereken zamandır. Oysa bu ayda bile gökyüzünden rahmet yerine ateş yağıyorsa, insanlık kendi vicdanını nereye gömmüştür diye sormadan edemiyorum…

Tasavvuf bize önce insanın içindeki savaşı anlatır. Nefisle verilen mücadeleye “büyük cihad” denmesi boşuna değildir. Çünkü insan kendi içindeki zulmü yenmeden dünyadaki zulmü de durduramaz. Kalpler arınmadan şehirler de arınmaz…

Oysa Ramazan bize gücün değil, sabrın ve paylaşmanın değerini öğretir. Bir hurma ile iftar açan insanın kalbi, bir sofrayı paylaşmanın huzurunu yaşar. Aç kalan insan başkasının açlığını anlar. Belki de Ramazan’ın en büyük hikmeti budur: başkasının acısını hissetmek…

“Bir kalbi kırmak, Kâbe’yi yıkmaktan ağırdır.” Nidasıyla büyüyen kuşaklar, artık İsrail Zulmüne ve ABD emperyalizminin işgali altında… Savaş ve her yerde…

Bu sözün ağırlığını gerçekten idrak edebilsek, bir çocuğun üzerine bomba bırakmak şöyle dursun, bir insanın gözyaşına bile sebep olmaktan korkardık…

Ramazan, gökyüzünden inen bir merhamet çağrısıdır. İnsanları savaşın karanlığından çıkarıp kalplerin aydınlığına çağırır. Çünkü oruç yalnızca aç kalmak değildir; zulme karşı vicdanı diri tutmaktır… İnsanlık, Ramazan’ın ruhunu gerçekten anlayabildi mi?

Eğer anlayabilseydi, gökyüzünde bombalar değil, dualar yükselirdi… Sevgi yükselirdi… Barış yükselirdi…

Topraklara kan değil, merhamet düşerdi…

Ve dünya, insanın insana savaş açtığı bir yer olmaktan çıkıp, kalplerin birbirine sığındığı bir yurt olurdu…

Vesselam…