Kumluca Kum Mahallesi Üleşik Deresi’nde yaşanan sel felaketleriyle ilgili daha önce de birçok kez köşe yazısı kaleme almıştım. Yerinde yaptığım incelemelerde derenin üzerine seralar ve yapılar inşa edildiğini, bunun da kaçınılmaz olarak felaketlere davetiye çıkardığını dile getirmiştim.

Ancak bugün meselenin pek konuşulmayan başka bir boyutundan bahsetmek istiyorum.

Çünkü yıllardır konuştuğumuz Üleşik Deresi için artık sadece proje değil, somut bir yatırım söz konusu.

Devlet Su İşleri tarafından yaklaşık 400 milyon TL yatırım bedeliyle yürütülen proje kapsamında, 5 bin 625 metre uzunluğundaki Üleşik Deresi baştan sona ıslah ediliyor.

Projeye baktığımızda işin büyüklüğü daha net anlaşılıyor.

Dere yatağı yaklaşık 15 metre genişliğinde ve 4 metre yüksekliğinde düzenlenecek. Güzergâh boyunca 13 adet köprü yapılacak. Ayrıca dere boyunca her iki tarafta taş tahkimat duvarları, yaya yolları ve araç yolları yer alacak.

Yani sadece bir dere temizliği yapılmıyor.

Kumluca’nın geleceğini ilgilendiren büyük bir taşkın koruma projesi hayata geçiriliyor.

Bu çalışmalar tamamlandığında bazı bölgelerde yaklaşık 25 metreyi bulan bir genişleme ortaya çıkacak.

Bu da doğal olarak dere yatağı üzerinde veya dereye çok yakın noktalarda bulunan bazı yapıların kamulaştırılmasını zorunlu hale getiriyor.

Edindiğim bilgilere göre Devlet Su İşleri bu kamulaştırmaların büyük bölümünü çözmüş durumda.

Aslında burada takdir edilmesi gereken nokta da budur.

Çünkü kamulaştırma süreçleri her zaman kolay olmaz.

İnsanların emeği vardır, yatırımı vardır, beklentileri vardır.

Ancak duyduğuma göre bir-iki mülk sahibi bu kamulaştırmaya itiraz ediyor.

Elbette herkesin mülkiyet hakkı vardır. Herkes kendi malını, emeğini ve yatırımını korumak ister. Buna saygı duymak gerekir.

Fakat burada şu soruyu da sormak gerekiyor:

Yıllardır aynı bölgede sel yaşanıyor, insanlar mağdur oluyor, milyonlarca liralık zarar oluşuyor. Şimdi ise kamu güvenliği ve can-mal emniyeti için kalıcı bir çözüm üretilmiş durumda. Böyle bir noktada bireysel beklentilerle toplumsal fayda arasında doğru tercihi yapmak gerekiyor.

Bugün dere yatağının üzerine yapılmış bir yapıyı korumaya çalışmak, yarın aynı bölgede yaşanabilecek yeni mağduriyetlerin önünü açabilir.

Yıllardır her kuvvetli yağışta milyonlarca liralık zararın yaşandığı, insanların tedirgin olduğu bir bölgede artık çözüm üretilmişken, bu çözümün önüne yeni engeller çıkarılmasını anlamakta zorlanıyorum.

Elbette herkes hakkını hukukunu arayabilir.

Ancak bazen geriye dönüp şu soruyu sormak gerekir:

Ben bu memlekete ne bıraktım?

Bir sorunun çözümüne katkı mı sundum, yoksa çözümün önünde duranlardan biri mi oldum?

Çünkü bazen insanlar yaptıklarıyla değil, engelledikleriyle de hatırlanır.

İnsanların ardından bıraktığı en büyük miras sahip olduğu yapılar değil, memleket için verdiği katkılardır.

Yarın Üleşik Deresi taşmadığında, insanlar evlerini, seralarını ve çocuklarının geleceğini daha güvenli gördüğünde, işte o zaman bu projenin gerçek değeri daha iyi anlaşılacaktır.

KISSADAN HİSSE

Bir insanın devlet sevgisi kürsülerde yaptığı konuşmalarla değil, devletin millet için yaptığı işe verdiği destekle ölçülür.

Milliyetçilik de sadece bayrak sallamak, hamaset yapmak ya da kalabalıklar önünde nutuk atmak değildir.

Asıl milliyetçilik; gerektiğinde kendi çıkarından bir adım geri çekilip memleketinin menfaatini öne koyabilmektir.

Çünkü memleket sevgisi, iş fedakârlığa geldiğinde ortaya çıkar.

Herkes kamu yararından bahseder.

Önemli olan, kamu yararı kendi kapısına dayandığında ne yaptığıdır.

İnsan bazen söyledikleriyle değil, tercihleriyle kendini anlatır.

Ve tarih, ne söylediğimizi değil; memleket için ne yaptığımızı yazar.

Çünkü gün gelir sözler unutulur, ama memleket için alınan tavırlar unutulmaz.

Kalın sağlıcakla…