"Zor zamanlar güçlü adamlar yaratır, güçlü adamlar iyi zamanlar yaratır, iyi zamanlar zayıf adamlar yaratır, zayıf adamlar zor zamanlar yaratır."
Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu söyleyenler, işte bu kadim döngüyü kasteder. Zamanın kendisi kadar eski bu doğa kanunu, bugün Türkiye'de Z kuşağı üzerinden yeniden yazılıyor. 2000 sonrası doğan bu nesil, Türkiye'nin görece istikrar ve refah yıllarında büyüdü. Ekonomik büyümenin, teknolojik devrimin ve tüketim toplumunun tam kalbinde şekillendiler. Peki bu "iyi zamanlar" onları nasıl bir nesle dönüştürdü?
Bolluğun Gölgesinde Büyüyen Nesil
Z kuşağı, ebeveynlerinin "zor zamanlar"ında yetişen X ve Y kuşaklarından çok farklı bir dünyaya gözlerini açtı. Onlar için internet, akıllı telefonlar ve sosyal medya, su gibi doğal kabul edilen varlıklardı. Savaş değil, tüketim vardı; kıtlık değil, bolluk vardı. Ancak bu bolluk, dirençli bireyler yetiştirmedi; aksine hak sahipliği duygusunu körükledi. "Her şeyin en iyisine ve hemen şimdi" sahip olma arzusu, sabrı ve emeği ikinci plana itti.
Üniversite sıralarında dolaşın, işe yeni başlayan gençlerle konuşun ya da sosyal medya akışlarına bakın. Karşınıza çıkan manzara şu: Anlık tatmin peşinde koşan, eleştiriye tahammülsüz, çabuk pes eden ama bir o kadar da "ben hak ediyorum" diyen bir profil. Oysa hayat, hak etmekle değil, emek vermekle ilerler. Ve emek, zorluklarla yoğrulur.
Savaşçıdan Tüketiciye Dönüşüm
“Bolluk ve aşırı rahatlık direnç oluşturmaz". Z kuşağı, dijital oyunlarda savaşçı roller üstlenirken gerçek hayatın savaşlarına karşı donanımsız yetişiyor. Ekonomik krizler, pandemi, deprem gibi zorlu sınavlarla karşılaştıklarında verdikleri tepkiler, bu donanımsızlığın en büyük kanıtı. Çözüm üretmek yerine şikâyet etmek, mücadele etmek yerine tükenmişlik sendromuna sığınmak, dayanışma yerine bireysel çıkarları öncelemek...
Elbette bu tablo, tüm Z kuşağını karalamak için değil. İçlerinde çağın gerekliliklerini kavramış, üreten, dirençli gençler de var. Ancak genel eğilim, maalesef "tüketici nesil" profilini doğrular nitelikte. Tüketim sadece mal ve hizmette değil; duygularda, ilişkilerde, hatta ideallerde de yaşanıyor. Hızlı tüketilen her şey gibi, hayaller de çabuk eskiyor, yerini yenilerine bırakıyor.
İyi Zamanlar Neden Kalıcı Olmaz?
İşte tam da bu yüzden iyi zamanlar asla kalıcı değildir. Çünkü insan, konfor alanında gelişmez; ancak zorluklarla karşılaştığında sınırlarını zorlar, potansiyelini keşfeder. Bugün Türkiye'nin içinden geçtiği zorlu ekonomik ve sosyal koşullar, Z kuşağı için bir turnusol kâğıdı işlevi görecek. Ya bu zorluklar onları yeniden "güçlü adamlar" haline getirecek ya da "zayıf adamlar" olarak tarihin tozlu sayfalarında yerlerini alacaklar.
Tarih, konforuna gömülen toplumların çöküşüyle doludur. Osmanlı'nın son döneminden tutun da yakın tarihimizdeki pek çok örneğe kadar, rehavetin bedeli ağır olmuştur. Şimdi Z kuşağı, bu bedeli ödememek için kendi içindeki savaşçıyı uyandırmak zorunda. Yoksa döngü yeniden başlayacak: Zayıf nesiller, zor zamanlar yaratacak ve o zor zamanlar, belki de onların çocuklarını yeniden güçlendirecek.
Ancak bu kez, kaybedecek çok daha fazla şeyimiz var.