Yıllarca eğitim sisteminin eksikliklerini,aksaklıklarını anlatmaya çalıştık. Kendi meslektaşlarıma bile anlatamadık bazen. Veliler tarafından şikayet edildik. Meslektaşlarımız tarafından eleştirildik. Ne anlatmaya çalıştığımız, anlamaya bile çalışılmadı. Bir şeyler bir gram ileri gitmediği gibi kötüsü daha da geriye gitti. Mesleki ömrümüz yetmedi, dilimizde tüy bitti. Kurumlar yıprandı, kişiler yoruldu, toplum anlaşılmaz oldu.
Diplomalı olmak da eğitilmiş anlamına gelmiyor. Ancak umutsuzluğum, insanların çoğunluğunun anlayış yeteneğinin yetersizliğinden…
Musibetlerin ibret alınsın diye gönderildiğine inanan, ancak üç kuruşluk dünyevi çıkar söz konusu olunca ilahi uyarılardan bile ibret almayan bir kitleye ne, nasıl anlatılır bilemedim.
Eğitim şart tabi! Evde başlar, okulda devam eder. Sokakta, televizyonda, sosyal medyada başa sarar!
El alem ilkokul 1.ve2. sınıfta pedagojik eğitim, vatandaşlık bilinci, insani değerler konusunda eğitim verirken, biz ana sınıfında bile neredeyse sınav yapıyoruz. Mezuniyet törenleri düzenliyoruz!
Okulda derslerle, evde ödevlerle çocukluğunu yaşayamayan; gelecek kaygısından kurtulamayan sosyal medya ve dizi bağımlısı olan bir nesil anne baba oldu. Kendi çocuklarını yetiştirme gayretindeler.
Bu şartlarda evde eğitim nasıl başlatılır? Vaz geçilemeyen bağımlılıklardan çocuklar nasıl uzak tutulabilir? Zor. Yeniden başlamak gerekir.
Ailede ve okulda doğru verilemeyen eğitimi hepimiz biliyoruz. Bunun sonuçlarını da toplumda bir çok alanda gözlemliyoruz. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi sosyal medya dediğimiz bir garabet var ki; doğru kullanılırsa yararlı bile olabilecekken, her türlü melanet orada…
Amacım kimseyi yermek, eleştirmek değil; ancak evde, yolda, sokakta… insanın olduğu her yerde bir çok olumsuzlukla karşılaşıyoruz.
Somut bir kaç örnek vermekte yarar var:
Evim bir okula yakın. Bazen okulların dağılma sırasında kaldırımları dolduran öğrenci kalabalığıyla karşılaşıyorum. Kendi aralarındaki konuşmalarda argo sözler, hatta küfürler, lanlı lunlu konuşmalar havada uçuşuyor. Üstelik çok normalleşmiş görünüyor.
Bir kaç gün önce bir kavşakta polis kontrolü yapılıyordu. Biraz izledim. Polis arkadaş özellikle motorcuları kontrol ediyordu. Bir motorcuyu durdurup, gerekli kontrolleri yaparken; abartmıyorum en az beş motorcu kasksız, umursamaz, önünde arkasında bir kaç çocukla yanından, sağdan, soldan rutin bir şekilde geçip gidiyor. Şimdi bu denk gelip durdurulan cezasını çekecek. Polis meşgulken kuralsız bir şekilde oradan geçen, tabiri caizse “yakalanmaktan yırtan” ne hissedecek? Eğitimin olmadığı yerde kuralsızlık olur. Kuralsızlık, bazen caydırıcılık da tanımıyor.
Hasta olarak hastaneye gidiyor bir tanıdığım; ıstırabı var, endişeli. Doktora “Bir şey sorabilir miyim? diyor. “Sen sus, ben konuşuyorum.” diye bir cevap alıyor.
Fırından ekmek alacağım, bozuk para ayarlıyorum. Arka taraftan, omzumun üstünden bir el çalışana para uzatıp “İki ekmek” diyor.
Dört yaşlarında bir çocuk annesi tarafından markete getirilmiş. Belli ki o kadar yiyeceği, oyuncağı görünce bir şeyler istemiş. Annesi uygun görmemiş olabilir elbette. Anne marketin önündeki arabaya binmiş, çocuk arabanın dışında avaz avaz ağlıyor. Anne çalışır durumdaki arabanın direksiyonunda “Çabuk bin şu arabayaaa!” diye feryad ediyor.
Gece saat 01.00 suları. Sokaktan bağırma sesleri geliyor. Merak edip balkona çıktım. Otuzlu yaşlarda biri Arapça olduğunu düşündüğüm dilde, bağırarak, kavga eder gibi telefonla konuşuyor. On metre ileri, on metre geri volta atarak, en az 20 dk bağırdı! Ne yapmak istersiniz bilmem…
Trafikte gece vakti yüksek sesle müzik dinleyerek geçen arabalar, egzoz patlatanlar, motorun önünü kaldıranlar, sağından makas atanlar… İşaret, levha tanımayan, kavşaklarda hep önceliği kendinde görenler ve tabi kaçınılmaz kazalar…
Kısa günün kârı. İki günlük gözlem bunlar… Burada değinemediğimiz benzer durumlarla herkes karşılaşıyordur mutlaka.
Eğitim şart mı? Şart da; nasıl?
Bugün yerleşmiş, yerleştirilen kör zihniyetleri yıkmak için köklü değişimlere ihtiyacımız var. Yakın zamanda gerçekleşeceğine umudum yok ama acilen düşünülmesi gerekir. Cılız da kalsak, dillendirmek gerek.
Tespitler ortada!
Testiler kırılıyor!
Esen kalınız!