Bugün senin doğum günün…
Belki de hayatın, sana yeniden kendini hatırlattığı gündür bugün…
Bir saniye, bir dakikanın içine gizlenir; dakikalar günleri, günler haftaları, haftalar ayları, aylar ise yılları örer. İnsan buna zaman der. Oysa zaman yalnızca akan bir nehir değildir; insanın içine sessizce yerleşen bir aynadır. O aynaya bakabilenler yaş alır, bakamayanlar ise yalnızca yaşlanır.
Doğum günleri bu yüzden sıradan bir kutlama değildir. Doğum günü, insanın kendi vicdanıyla baş başa kaldığı, geçmişin muhasebesini yaptığı, geleceğin kapısını araladığı sessiz bir duraktır…
Hayatın içinde herkes kendine bir karakter kurar. Önce alışkanlıklar doğar, sonra alışkanlıklar insanı doğurmaya başlar. İnsan, zamanla kendi kurduğu duvarların mahkûmu olur. Bir süre sonra oynadığı rolü gerçek sanır; maskesini yüzü zanneder. İşte en büyük yabancılaşma da burada başlar.
Yalan, yalnızca sözcüklerde yaşamaz…
Bazen bir bakışta gizlenir…
Bazen suskunlukta...
Bazen de samimiyetin kılığına girmiş çıkar hesaplarında…
İnsan, bildiği yanlışları tekrar ettikçe onları kaderi sanmaya başlar. Oysa kader, çoğu zaman vazgeçemediğimiz alışkanlıkların başka adıdır…
Ne gariptir…
İnsan, kendisini en çok kandırdığı hâlde, en az kendisine itiraf eder bunu…
Eller başka türlü hareket eder, gözler başka türlü bakar, dil başka türlü konuşur. Ruh ise sessizce geri çekilir. İçimizde büyüyen o yabancı, bir gün kendi evimizin sahibi olur. Biz de ona "ben" demeye başlarız.
İşte doğum günleri, o yabancıyla karşılaşmanın günüdür…
Belki de insanın gerçek cesareti, dünyayı değiştirmeye çalışması değil; kendi içindeki sahte benliği tanıyıp onunla vedalaşabilmesidir…
Çünkü her vedanın içinde yeni bir başlangıç gizlidir.
Milat denilen şey de tam budur…
Kader çizgisinin, ufuk çizgisine dönüşmesidir…
Vicdanın yön değiştirmesidir…
Bugün yeni bir yaşa girerken, keşke yalnızca yaşın değil; öfken küçülse… Kırgınlıkların hafiflese… Kibir biraz daha eksilse… Merhametin çoğalsa… Mesaela hiç yalan olmasa… Dedikodu yanına hiç uğramasa… Hakikate olan açlığın büyüse…
Çünkü insanı büyüten yıllar değil; yüzleşmelerdir…
Bir zamanlar "S" harfinin sırrından söz etmiştim.
Saygı…
Sevgi…
Samimiyet…
Belki de hayat, bu üç kelimenin omuzlarında yükselen görünmez bir köprüdür. Saygının olmadığı yerde insan küçülür. Sevginin olmadığı yerde ruh üşür. Samimiyetin olmadığı yerde ise bütün cümleler yetim kalır…
Bugün senin doğum günün…
Dilerim bugünü yalnızca kutlamayasın… Tüketime konu olmayasın…
Bugünü, kendine yeniden doğmayı seçtiğin gün yapasın.
Geçmişini inkâr etmeden, ama onun esiri de olmadan yürüyebilesin.
Yüreğin, bir Sol Anahtarı gibi hayatının dağılmış notalarını yeniden bir araya getirebilsin.
Çünkü insanın gerçek yaşı, nüfus kâğıdına yazılan rakam değildir.
Gerçek yaş; kaç kez kırılıp yeniden ayağa kalkabildiğidir.
Kaç kez yanıldığını kabul edebildiğidir…
Kaç kez affedebildiğidir.
Ve en önemlisi…
Kaç kez yeniden insan olmayı seçebildiğidir.
Bugün senin doğum günün…
Yeni yaşın sana uzun yıllardan önce, derin bir anlam getirsin...
Yalansız bir söz…
Gösterişsiz bir sevgi…
Çıkarsız bir dostluk…
Temiz bir vicdan…
Ve her sabah yeniden doğduğunu hissedeceğin bir ömür…
Doğum günün kutlu olsun…
Vesselam…