Finike Ne Olmak İstediğine Karar Vermeli!

Geçtiğimiz günlerde davet edildiğimiz; Finike Kaymakamlığı, Finike Belediyesi, Akdeniz Üniversitesi ve Finike Eğitim Vakfı iş birliğiyle düzenlenen Finike Turizm Çalıştayı’na kardeşim Mahir Çeviren ile katıldık.

Farklı meslek gruplarından oluşan 7 ayrı masanın katkı sunduğu çalıştayda; Finike’nin turizm alanındaki güçlü ve zayıf yönleri, fırsatları ve tehditleri masaya yatırıldı. Her masa kendi değerlendirmesini tek tek paylaştı.

Ben de yaklaşık 22 yıldır bölgede gazetecilik yapan biri olarak, naçizane gözlemlerimi ve fikirlerimi aktarmaya çalıştım.

Açık konuşmak gerekirse Finike’nin turizm açısından çok büyük bir potansiyeli var. Belki de Batı Antalya’nın en özel ilçelerinden biri. Çünkü aynı anda denizi, dağı, yaylayı, doğa sporlarını, tarihi ve tarımı içinde barındırıyor.

8 kilometrelik sahil şeridi…

Arykanda ve Limyra Antik Kentleri…

Likya Yolu…

Finike Portakalı…

Dalış turizmine uygun koylar…

Su sporlarına elverişli alanlar…

Şehrin içinden geçen su kanalları…

Dünyanın en derin mağaralarından biri olan Suluin Mağarası…

Bisiklet yolları…

Cittaslow (Sakin Şehir) ruhu…

Gençlik kampı ve spor vadisi kurulabilecek alanlar…

Hatta Finike Körfezi’ndeki savaş uçağı batığı…

Tüm bunlar, Finike’nin ne kadar büyük bir cevher olduğunu açıkça gösteriyor.

Ama madalyonun bir de diğer yüzü var…

Altyapı eksiklikleri, tesis yetersizliği, ulaşım sorunları, yatırım süreçlerinin yavaş ilerlemesi, genç nüfusun azalması ve kötü alışkanlıklara yönelmesi, şehir planlamasındaki eksiklikler… Bunların hepsi hâlâ Finike’nin önündeki en büyük engeller.

Çalıştayda özellikle tek bir konu üzerinde durdum:

Finike’nin kurtuluşu, D-400 karayolunun şehir merkezinden kaldırılmasıdır.

Çünkü bugün Finike’nin en büyük problemi şu:

8 kilometrelik muhteşem bir sahiliniz var ama o sahilin önünden çift şeritli bir devlet yolu geçiyor ve ortasında devasa bir orta refüj.

Üstelik mevcut durumda kıyı kenar çizgisi nedeniyle yapılaşma da mümkün görünmüyor.

Yani şehir denizle bütünleşemiyor.

Sahil ile şehir arasına adeta beton bir duvar çekilmiş durumda.

Düşünsenize…

Konyaaltı sahilindeki gibi tek şeritli, kontrollü bir yol…

Yürüyüş alanları…

Bisiklet yolları…

Yelken kulüpleri…

Su sporları merkezleri…

Futbol kamp sahaları…

Golf alanları…

Basketbol ve tenis kortları…

Karavan parkları…

Kafeler, restoranlar, sosyal yaşam alanları…

Finike’nin kaderi tamamen değişebilir.

Yıllardır söylüyorum:

Finike’nin vizyonunu değiştirecek proje tam da budur.

Daha önce gündeme gelen çevre yolu ve tünel projeleri de bu yüzden büyük önem taşıyordu. Ancak süreç içerisinde, Finike Belediyesi öncülüğünde “tarım alanları zarar görecek” düşüncesiyle açılan davalar sonucunda projeler iptal edildi.

Maalesef yıllardır Finike’nin gelişimine set koyan, ilçe adına söz söyleyen bazı kesimler; “küçük olsun bizim olsun” anlayışıyla hareket ederek gelişimin önüne geçti.

Bugün ise Taşocağı mevkiinden tüneller açılması gibi alternatifler konuşulsa da, şehir içinden geçen mevcut yol anlayışı hâlâ devam ediyor.

Artık burada net bir karar verilmesi gerekiyor.

Hem “Turizm gelişsin, Finike büyüsün” deyip hem de şehrin vizyonunu değiştirecek projelere sürekli engel olmak, Finike’nin geleceğine zarar veriyor.

Elbette tarım korunmalı.

Elbette Finike Portakalı bu şehrin en önemli markasıdır.

Ama bir şehrin sadece portakalla ayakta kalması artık mümkün değil.

Turizm, spor, doğa aktiviteleri ve sosyal yaşamla desteklenmeyen bir ekonomi sürdürülebilir olmaz.

Bir diğer önemli konu ise yapılaşma meselesi…

Finike Belediye Başkanı Mustafa Geyikçi konuşmasında “Betonlaşmaya izin vermedik” dedi. Açıkçası bu ifade bana biraz ironik geldi. Çünkü bugün Finike’nin birçok noktasında ciddi bir yapılaşma baskısı var ve şehir merkezinde betonlaşma giderek artıyor.

Burada yapılması gereken plansız büyümek değil; doğru büyümektir.

Kentsel dönüşüm elbette gerekli. Kazık temel ve perde beton gibi uygulamalar deprem gerçeği açısından önemli. Ancak yeni yapılaşma, verimli ova topraklarını yok ederek değil; daha kontrollü ve doğayla uyumlu alanlarda ilerlemeli.

Çünkü Finike’nin geleceği, doğasını kaybetmeden gelişebilmesindedir.

Bir diğer önemli tehdit ise mermer ocakları…

Elbette üretim olacak, ekonomi dönecek. Kimse buna karşı değil. Ancak kontrolsüz şekilde büyüyen mermer ocakları, Finike’nin en büyük değeri olan doğaya zarar veriyor.

Bugün dünyanın birçok ülkesi doğal güzelliklerini koruyarak turizmden milyarlar kazanırken, biz bazen kısa vadeli ekonomik hesaplarla geri dönüşü olmayan tahribatlara göz yumuyoruz.

Örneğin Finike’nin en özel bölgelerinden biri olan Boldağ Mahallesi’nde planlanan mermer ocağı…

Doğa tahrip edilmemeli.

Çünkü Finike’nin en büyük sermayesi taşı değil; doğasıdır.

Dağıdır.

Denizidir.

Koylarıdır.

Sessizliğidir.

Temiz havasıdır.

Bunları kaybedersek elimizde geriye sadece beton ve hafriyat kalır.

Ayrıca son zamanlarda astım ve solunum rahatsızlıklarının arttığı da sıkça konuşuluyor. Özellikle susuz kesim yapan mermer ocaklarının ciddi şekilde denetlenmesi, kurallara uymayan işletmelere gerekli yaptırımların uygulanması gerekiyor.

Doğayı kaybettikten sonra geri getirmek çok zor… Önemli olan iş işten geçmeden önlem alabilmek.

Bir başka önemli mesele de Finike Portakalı’nın marka değeri…

Bugün artık sadece üretmek yetmiyor; markayı da korumak gerekiyor.

Farklı şehirlerden getirilen portakalların Finike’de paketlenerek “Finike Portakalı” etiketiyle piyasaya sürüldüğünü biliyoruz. Yıllık yaklaşık 250 bin ile 300 bin ton arasında üretim kapasitesine sahip olan Finike portakalı, bir anda kağıt üzerinde 1 milyon tonun üzerine çıkıyor.

Bu durum sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda Finike’nin yıllardır oluşturduğu marka değerine zarar veren ciddi bir itibar sorunudur.

Düşünün…

Dünyanın en değerli tarımsal markalarından birine sahipsiniz ama o markanın içi zamanla boşalıyor.

Bu nedenle denetim mekanizmaları güçlendirilmeli, kooperatifleşme teşvik edilmeli.

Çünkü marka dediğiniz şey sadece isim değil; güvendir.

Bugün Finike’de gençlerin büyük bölümü üniversiteyi bitirdikten sonra geri dönmek istemiyor. Çünkü şehirde yeterli sosyal yaşam, iş imkânı ve vizyon göremiyor.

Oysa turizm gelişirse:

gençler iş bulur,

spor turizmi canlanır,

kafeler ve restoranlar hareketlenir,

girişimcilik artar,

şehir gençleşir.

Doğu Antalya yıllardır birlikte hareket ederek büyüdü. Batı Antalya ise hâlâ “ilçecilik” anlayışını aşabilmiş değil.

Kaş ayrı,

Demre ayrı,

Finike ayrı,

Kumluca ayrı hareket ediyor.

Oysa ortak turizm rotası, ortak tanıtım, ortak spor organizasyonları ve ortak marina projeleri bölgeyi bambaşka bir noktaya taşıyabilir.

Akdeniz’in ortasında böyle bir kıyıya sahip olup deniz turizminden yeterince pay alamamak büyük bir eksiklik.

Yat turizmi,

yelken yarışları,

uluslararası deniz sporları,

balıkçılık festivalleri…

Bunların her biri Finike’ye ciddi gelir sağlar.

Ve artık en kritik soruya geliyoruz:

Finike ne olmak istiyor?

Tarım şehri mi?

Emekli şehri mi?

Turizm şehri mi?

Spor şehri mi?

Çünkü şu an hepsinden biraz var ama hiçbirinde tam anlamıyla güçlü bir kimlik yok.

Turizmi konuşurken doğayı korumayı unutmamalıyız.

Kıyılar daralıyor, bilinçsiz yapılaşma artıyor, iklim değişikliği etkisini gösteriyor.

Doğayı kaybedersek, geleceği de kaybederiz.

Finike’nin küçük işler değil, dünyaya anlatılabilecek büyük bir vizyon projesine ihtiyacı var:

Sahil dönüşümü,

spor vadisi,

gençlik kampı,

uluslararası bisiklet organizasyonları,

Akdeniz spor merkezi…

Çalıştay sonunda tüm verilerin bir araya getirilerek sonuç bildirgesi hazırlanacak olması önemli. Eğer konuşulanlar sadece raporlarda kalmaz ve hayata geçirilirse, Finike için çok değerli bir başlangıç olabilir.

Bu sürece katkı koyan başta Finike Kaymakamımız Musa Kazım Çelik olmak üzere, çalıştayın moderatörlüğünü üstlenen ve organizasyon sürecini yürüten AB/Dış İlişkiler Proje Birim Başkanı Öğr. Gör. Gürcü Leyla Kaya’yı ve katkı koyan herkesi tebrik ediyorum.

SON SÖZ

Bazen bir şehrin kaderini bir yol değiştirir…

Ama bazen o yolu değiştirecek cesaret bulunamaz.

Finike’nin artık günü kurtaran tartışmaları bırakıp 30-40 yıl sonrasını konuşması gerekiyor.

Çünkü şehirler korkarak değil, vizyonla büyür.

KISSADAN HİSSE:

Denizin kıyısına yol yaparsanız insanlar geçer gider…

Ama denizi insanlara açarsanız, şehir nefes alır.

YAPAY ZEKA FİNİKE’Yİ HAYAL ETTİ!

Laf kalabalığını bir kenara bırakıp, bu vizyonun somut bir örneğini görmek adına bir çalışma yaptım. Finike’yi denizle arasına beton bir duvar gibi giren o D-400 karayolundan kurtardım. Yapay zekadan; o yolu kaldırıp yerine kesintisiz yeşil alanlar, bisiklet yolları ve spor rekreasyon alanları tasarlamasını istedim.

Ortaya çıkan sonucu sizinle paylaşıyorum. Şimdi fotoğrafa dikkatle bakın... Eğer böyle bir proje hayata geçirilse, Finike sadece bir ilçe mi kalır, yoksa dünya çapında bir deniz şehri mi olur? Karar sizin...

Kalın sağlıcakla…