Mark Twain’e atfedilen bir söz vardır:
“İnsanları kandırmak, kandırıldıklarına ikna etmekten daha kolaydır.”
Sözü kimin söylediği önemli değil aslında. Anlattığı gerçek nettir!
Görüyoruz ki insan; yalnızca kandırılmaya değil, kandırıldığını kabul etmeye de direnç gösterir.
Hatta çoğu zaman asıl sorun kandırılmak değildir; yanıldığını, kandırıldığını kabul etmektir. Ve, inatla yanlış savunulmaya başlanır. Yanlışın tarafında yer alınmaya devam ederek, haksızlığın haklılıkları kanıtlanmaya çalışılır. Sonuç; arsızlığa, utanmazlığa ve olağanlığa dönüşür.
Bir insanı bir yalana inandırabilirsiniz. Ona korkularını, öfkelerini, umutlarını ve beklentilerini kullanarak bir hikâye anlatabilirsiniz. Sürekli aynı şeyi tekrarlarsanız, çevresindeki herkes de aynı hikâyeye inanıyorsa, zamanla o yalan gerçeğin yerine geçebilir.
Fakat günün birinde gerçek ortaya çıkar ve işler değişir. Çünkü artık durum gerçek ile yalan arasındaki mücadele değildir.
İnsanın kendi benliğiyle mücadelesidir.
“Ben yanılmışım” demek kolay değildir.
Hele ki insan yıllarca aynı düşünceyi savunmuş, başkalarını o düşünce üzerinden eleştirmiş, hatta o düşünce uğruna kavga etmişse…
İşte o noktada gerçeği kabul etmek, sadece bir fikri değiştirmek anlamına gelmez. Kendi geçmişiyle hesaplaşmak anlamına gelir.
İşte çatışma burada başlar. İnsanlar gerçeği görürler, ancak şiddetle savundukları yanılgıların yenilgiye dönüşeceğini hissederler. Gerçeği reddetmezler ama yanılgıyı da kabullenmezler.
Çünkü gerçek sadece can yakmaz. İnsanın kendi hikaye akışını bozar.
“Yenilgi kompleksi”! Bu duygu değişimin, dönüşümün, kabullenişin çelik zinciridir.
Bu durum siyasette tavan yapar.
Bir siyasetçi yıllarca yanlış bir ekonomik politika uygulayabilir. Ekonomi kötüleşir. Enflasyon yükselir. İnsanların alım gücü düşer. İşsizlik artar.
Fakat taraftarı için bunların hiçbirisi tek başına yeterli olmayabilir.
“Dış güçler. Bizi kıskanıyorlar. Geçmişin mirası. Faiz lobisi. İç mihraklar. Birileri ekonomiyi sabote ediyor. Bunlar geçici...”
Her başarısızlığın yeni bir açıklaması bulunabilir. Çünkü insan çoğu zaman gerçeği aramaz.
İnandığı şeyi koruyacak, destekleyecek açıklamayı arar.
Böylece gerçek, bilgi olmaktan çıkar, taraf olma güdüsüne dönüşür.
Artık:
“Bu doğru mu?”
“Bu işten kimler kazanıyor?”
“Biz nereye gidiyoruz?”
…. diye sorulmaz.
İşte bu durum, toplumsal körleşmenin ta kendisidir.
Körleşmiş bir toplumdan aydınlık bir gelecek bekleyemezsiniz!
Oysa; yanılmak, hata yapmak çok insanidir.
Bir insan yanlış karar verebilir.
Bir aydın yanlış bir düşünceyi savunabilir.
Bir akademisyen yanılabilir.
Bazen annemiz, babamız bile yanılabilir.
Ben de yanılabilirim.
Sen de yanılabilirsin.
Ancak gerçekler yok olmaz. Her zaman hoşumuza gitmeyebilir, egomuzu okşamayabilir, yanılgımızı yüzümüze vurabilir ama kabul etsek de etmesek de gerçektir!
Dün doğru sanılan bir şeyin bugün yanlış olabileceğini kabul edebilmek; bir zayıflık değil, zihinsel olgunluktur.
Yanılgıyı, hatayı kabul edebilmek de insanı büyütür…
Esenlikle kalınız!…