Ramazan ayı boyunca Ramazan’ın ruhsal iklimine uygun düşecek yazılar yazmaya gayret ediyorum:

“Doğanın Diliyle Hoş Geldin Ramazan”, “Gazze ve Ramazan”, “Cemreler ve Ramazan”, “Ebru Sanatı ve Ramazan”, “Hat Sanatı ve Ramazan”, “Ney Sanatı ve Ramazan”, “Doğa ve Ramazan”, Toprak ve Remezan, Şehirler ve Ramazan, Edebiyat ve Ramazan, “Savaş ve Ramazan” ve son olarak “Maskeli Balo ve Ramazan” başlıklarıyla gündeminize geldim… Önünüze düşecek olan yazımın adı ise: Vicdan ve Ramazan… Ve öncelikle; yaptığınız yorumlar için teşekkür ederim. Her yorum düşünce dünyama katkı sağladı. Ancak içimde bir sızı bırakan bir tablo da ortaya çıktı. O da;

“Maskeli Balo ve Ramazan” başlıklı yazının ardından yapılan paylaşımlar, aslında toplumun vicdanının hâlâ diri olduğunu gösterdi…

Ramazan, paylaşmanın ve dayanışmanın ayıdır. Açın halinden anlamanın, varlıkla yokluk arasındaki uçurumu kapatmanın zamanıdır. Fakat ne yazık ki bazı sofralar bu ruhu taşımaktan çok uzak görünüyor… Halkın Parasıyla Ziyafet Organize Ediliyor…

Kumluca’da düzenlenen bir iftar programı, Ramazan’ın ruhunu temsil eden bir buluşmadan ziyade, adeta zenginler kulübünün toplantısına dönüşmüş durumda… Ve bir ziyafettir halkın parasıyla yapılan…

Oysa bu şehirde sel görmüş insanlar var…

Hortumda serası çökmüş üreticiler var…

Borçla ayakta durmaya çalışan çiftçiler var…

Seralarda çalışan işçiler var…

Fabrikalarda çalışarak alınteri döken mal ve hizmet üreten insanlar var…

Ama o sofrada onlar yok…

Vatandaşların yaptığı yorumlar da aslında bu vicdan yarasını açıkça ortaya koyuyor… Bakın neler yazmışlar…

Salih Akdeniz şöyle yazmış:

“Kumluca’da sel gören vatandaşlarımız ve serası hortumda çökmüş vatandaşlarımızdan bir tanesi burada yok. Neyse büyüklerimizin bir bildiği vardır.”

Bu sözler, bir eleştiriden çok sessiz bir sitemdir.

Türkan Alperen ise çok daha açık konuşuyor:

“Zenginlere verilen iftar yemeğini Allah kabul etmesin.”

Bu söz bir öfke değil, adalet duygusunun haykırışıdır…

Ali Ünsal meselenin en kritik yönünü soruyor:

“Merak ettiğim konu şu: Bu iftarın giderleri belediye bütçesinden mi yoksa başkanın kendi cebinden mi çıkıyor? Bu sorum sadece belediyeler için değil tüm kurumlar için geçerli. Zira belediyelerin ve kurumların paraları vatandaşların tümünü kapsayacak şekilde harcanmalı.”

Bu soru sadece bir merak değildir.

Bu soru kamu vicdanının sorusudur…

Mehmet Savcı ise tabloyu iki cümlede özetliyor:

“Halk yok yani… Bütün zenginler orada maşallah.”

Ve yine Türkan Alperen şu soruyu soruyor:

“Oyu fakirden alıp zengini doyurmak hak mıdır?”

Bu soru sadece bir kişiye değil, bütün yöneticilere yöneltilmiş bir sorudur.

Çünkü Ramazan sofraları sadece yemek yenilen yerler değildir…

Ramazan sofraları vicdanın sınandığı yerlerdir… Ramazan, insanın nefsini küçültüp kalbini büyüttüğü bir aydır…

Ama nefs büyüyüp vicdan küçülüyorsa, orada Ramazan sadece takvimde kalır…

Bir şehirde selden zarar gören insanlar varken, serası çöken çiftçiler varken, geçim derdiyle boğuşan aileler varken, iftar sofralarının sadece varlıklılara açılması Ramazan’ın ruhuna uygun değildir.

Bu, dayanışma değil; bu bir gösteridir…

Bu, paylaşma değil; bu, ayrışmadır…

Ve en önemlisi, bu, vicdanın susmasıdır.

Oysa Ramazan bize şunu öğretir:

Aynı sofrada oturamayan toplumlar,

aynı geleceği de paylaşamazlar…

Gerçek Ramazan sofrası; zenginle fakirin, güçlüyle güçsüzün, yöneticiyle vatandaşın aynı lokmayı paylaştığı sofradır…

Çünkü bereket yemekle değil,

adaletle gelir…

Eğer bir şehirde fakirin sandalyesi boşsa, o sofrada Ramazan eksiktir…

Ve eğer vicdan susuyorsa, en büyük iflas vicdan iflasıdır…

Vesselam...