Bir şehrin aynasıdır basın. O aynaya bakmaktan korkan yönetici, ne sokaktaki çığlığı duyar, ne de kendi kusurunu görür. Kumluca’nın bugün düştüğü acı tablo, işte bu korkunun eseridir.

Gelin, hafızamızı tazeleyelim. Henüz iki dönem öncesine kadar bu ilçede AK Parti belediyeciliği rüzgârı esiyordu. O başkan, basında çıkan en ufak haber karşısında masasına yapışır, eleştiri yağmurunda şemsiyesini açmaz, aksine ıslanmayı göze alırdı. Öyle ki, yetmediği yerde Çetin Alp ve Samet Çetin müstear isimleriyle yerel gazeteye kendi eleştirisini kendi kaleme alırdı. Evet, yanlış duymadınız; kendi kendini sorgulayan, basını rehber bilen bir vizyondu bu. Kumluca o yıllarda sıçradı, büyüdü, bölgenin göz bebeği oldu.

Peki ya şimdi?

Şimdi, basına kulak tıkamak marifet, haklı tenkitleri görmezden gelmek erdem sayılıyor. Kronikleşen çöpler, yolların köstebek yuvasına dönmesi, esnafın kanayan yarası… Bütün bunlar yerel gazetede ve haber sitelerinde çarşaf çarşaf yayımlanıyor. Cevap mı? Yok. Ne ilgilenme, ne özür, ne de “hadi çözelim” demek. Sadece seda verilmeyen bir çöl sessizliği.

Ve işin hazin tarafı: Mevcut yönetimin en ateşli savunucuları bile suskun. Çünkü ortada savunulacak bir eser yok. Halk ise “ne yapsak değişmez” diyerek, kabullenişin girdabında boğuluyor. Olan yine Kumluca’ya oluyor.

Ne yapıyor peki bu anlayış? Sosyal medyada ışıltılı paylaşımlar, konser görüntüleri, nöbetçi eczane listeleri… Algı yönetimiyle gerçek örtbas edilmeye çalışılıyor. Ama sokakta karın doymuyor, asfalt serilmiyor, gençler işsiz, esnaf perişan, üreticinin hakkını sahiplenme yok, üreticinin ürettiği ürünleri taşıyacağı yollar harap ve bitap. Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde verilen konserler, çöpler arasında kaybolan bir ilçenin fotoğrafını unutturmaya yetmez.

İşte bu yüzden söylüyorum; Kumluca son on yılını kaybettiği gibi, önümüzdeki on yılını da ipotek verdi. Sosyal medya belediyeciliğine kurban edilen bu iki dönem, aslında 20 yıllık dev bir heba. Tabelalarda parlayan, ama sokakta kül olan bir hayal.

Ama durun! Geç değil. Kumluca’nın evlatları, o eski kurucu ruha, basınla kucaklaşan o dinamik belediyeciliğe hasret. Eleştiriden kaçmayan, aynayı kırmak yerine temizleyen, her sokağa değer veren gerçek hizmet anlayışı yeniden doğabilir. Yeter ki kulaklar açılsın, gözler sokakta olsun.

Yoksa yarın, çok geç olduğunda geriye sadece bir cümle kalır;

“Nereden nereye… Yazık oldu Kumluca’ya!”

Bu yazıyı okuyan her kimsen, bu çığlığa ortak ol. Çünkü Kumluca hepimizin. Ve kaybedecek bir günü bile yok.

Kalem tamiri değil, gönül tamiri vakti…

Mehmet ALPTEKİN / KUMLUCA