Hakkı Kok, dünyanın bozuk düzenine itiraz eden bir sanatçıdır. Karikatür biraz da vicdanın kalemidir. Ama bu itiraz bağırmaz; fısıldar, içimize sızar, uzun süre kalır. Çivisi çıkmış dünyanın barışını, demokrasisini ve eşitlik özlemini omuzlarında taşır. Bir çizgiyle gülümsetir, bir çizgiyle insanın içini burkar; bazen de geride sessiz bir utanç bırakır…

Hakkı Kok’u uzun zamandır tanırım. Zaman, insanları ya eskitir ya da derinleştirir; Hakkı Kok’un çizgileri zamana direnenlerdendir. Yıllar geçtikçe eskimez, aksine yeni anlam katmanları biriktirir. Öz yaşam öyküsünü yazdım, belki yüze yakın karikatürünü gazetede yayımladık. Ama her karşılaşmada, her yeni çizgide onu yeniden keşfederim. Çünkü onun kalemi yalnızca kâğıda değil, insanın kalbine de dokunur… Bir yönüyle de Kalbin çizeridir o…

Çizgilerini kendi yaşamının o sessiz, zarif ve özgür tonlarından süzer. Bir çizgide bir kedinin gölgede uzanan dinginliği vardır; bir başka çizgide şehrin telaşı. Bu yüzden kendine özgü bir dili vardır. Dünyaya bakışı, adalet arayışı, çevreyle ve doğayla kurduğu ince bağ, tek bir çizgide bile kendini ele verir. Onun karikatürleri bakılmak için değil; durup düşünmek, iç sesimizi dinlemek içindir… Aynı duvarda Yenikapılılar da vardır Trump da…

Sergide tam 160 can parçası var. Serginin adı da anlamlı: “Yüzler ve İzler” – “Dünya Hali.” Her biri yalnızca bir yüz değil; bir zaman, bir hatıra, bir tanıklık. Duvarlar adeta konuşuyor. Sergiyi gezerken insan, görünmez bir zaman tüneline giriyor. Ekranların tanıdık yüzleri, spor dünyasının hafızaya kazınan isimleri, dünya siyasetinin sert simaları, sahnenin ışığında çoğalan insanlar… Yerel olanla evrensel olan aynı çizgide buluşuyor. Bu sergi yalnızca bakılan bir mekân değil; hatırlanan, hissedilen bir yolculuk…

Sergiyi Kemer İlçe Başkanı Sedat Karakaya ve Kumluca İlçe Başkanı Emre Güzelyürek ile birlikte gezdik. Hakkı Kok bizi pufların üzerine davet etti; çaylar demlendi, sözler ağır ağır koyulaştı. Zaman biraz yavaşladı sanki. Serginin anlamını, sanatın yükünü, insanın sorumluluğunu defalarca konuştuk. Sedat ve Emre Başkan’ın, böylesi bir emeğin yaratıcısıyla aynı ortamda buluşmanın sevincini gözlerinde görmek mümkündü. Sohbet, çizgiler kadar sahiciydi; sessizlikler bile anlamlıydı…

Sanki Hakkı Kok’un çizgisi, sesinin rengine de bir ritim katmıştı. Konuşurken kelimeler çizgiye, çizgiler duyguya dönüşüyordu. Sözü de kalemi kadar yalın, derin ve samimiydi…

Benim de içimde fırtınalar oluştu…

Sesler…

Yüzler…

Sokaklar…

Diyesim geldi…

Bir de şunu söylemeden geçemez: Hakkı Kok, her yıl yapılan Altın Portakal Film Festivali’ne çağrılmaz. Bu durumun ahde vefasızlığını dile getirmeden edemez. Oysa serginin en yoğun, en canlı damarlarından biri, o şenlikli yılların portreleridir. Kemal Sunal, Adile Naşit, Şener Şen ve daha niceleri… Sanki evimizin tatlı komşuları gibidir bu yüzler. Yalnızca birer sanatçı değil; çocukluğumuzun, gülüşlerimizin, ortak hafızamızın emanetçileridir. Bu gerçekliği de görmezden gelmek mümkün müdür?

Vesselam…