Son günlerde Kumluca devlet hastanesi ile ilgili güzel gelişmeler duyduk.
Onkoloji bölümünün açılacağını, Anjiyo ünitesi kurulacağını; kanser, kalp ve damar hastalıklarıyla ilgili hizmet alımı için Antalya’ya gitme zorunluluğunun ortadan kalkacağını öğrendik.
Farklı uzmanlık alanlarında doktor sayısının ciddi şekilde arttığını okuduk.
Bunlar Kumluca Devlet Hastanesinin Antalya’nın batı bölgesinin en gelişmiş en kapsamlı hizmet veren hastanesi olma yönünde önemli, sevindirici ve ilçemize yakışan gelişmeler. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
Konu hastaneden açılmışken, geçtiğimiz günlerde uzun yıllardır tanıdığım bir teyzem şiddetli sırt ağrısı sebebiyle gece yarısı ambulansla bir hastaneye ulaştırılmış! Acil bölümünde gerekli tetkikler yapıldıktan sonra, yoğun bakımda tedavisinin sürdürülmesi kararıyla ikinci derece yoğun bakıma yatırılmış. Bundan sonrasını kendi ağzından dinlediğim şekilde aktaracağım.
“”Acil bölümünde muayene ve tetkikler yapıldıktan sonra CRP’min yüksek olması ve kaynağının araştırılması gerekçesiyle yoğun bakıma getirdiler. Küçük bir bölüme aldılar. İlgili görevli serumu bağladı, ilaçları serumdan verdi.
Daha önce bel ameliyatı olmuştum. Sırtımda sekiz tane platin var. İki dizim protez. Kullandığım ilaçlar var. Hepsini anlatmıştım. Yoğun bakım olması sebebiyle refakatçi de almamışlardı.
Bilincim açıktı. Serumun içine ağrı kesici de konulmuştu ama hala şiddetli ağrım geçmemişti. Nefes almakta zorlanıyor, yattığım yerde kımıldayamıyordum. Bir süre öylece yattım. Karşıdaki duvara baktım. Duvarda çeşitli şekiller oluşuyor, sanki duvar üstüme geliyordu. Gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım ama ağrıdan uyumam mümkün değildi.
Bir taraflardan müzik sesi geliyor, tam anlayamadığım bıdırtı şeklinde konuşmalar ve konuşma aralarında gülüşmeler duyuyordum. Yan tarafımdan ara ara “anaaa!” diye bağıran bir erkek sesi çınlatıyordu kulaklarımı. “Anaaa!… Benden niye kaçıyorsun anaa! Şimdi yakalayacağım seni, kaçma benden anaaa! Anaa! sen misin? Geldin mi?”
Yandan gergin başka bir erkek sesi; “Hee, anan benim, geldim, buradayım!”
Bıdırtılar ve gülüşmeler devam ediyordu.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Ağrım dayanılmazdı. Duvarlar üstüme geliyordu. Bunalmıştım, paniklemiştim. Benim ölüm çıkacak buradan diye düşünmeye başlamıştım. Hemşireee! diye bağırdım. Bir kaç defa bağırdıktan sonra benden sorumlu olan görevli geldi.
“Ne var?” dedi sert bir tonla.
Ben yoğun bakım hastası değilim. Nolur sırtımdaki ağrıyı geçirin çıkarın beni buradan. Sırtımda, nokta kadar bir yer. Ağrımı geçirin başka bir şey istemiyorum!” dedim.
“İlaçlarını verdim, benim yapacağım bir şey yok!” dedi ve gitti.
Müzik, bıdırtılar, gülüşmeler ve diğer iki erkek hastanın atışmaları sürüyordu.
“Yemeek” diyerek gelen yemek görevlisi, yemek tepsisini şakırtılı bir şekilde hazırlayıp, yemek sehbasına bırakıp gitti. Kolumda serum vardı, ağrıdan kımıldayamıyordum, doğrulup nasıl yemek yiyecektim? Yemek öylece durdu. Bir süre sonra yemek getiren kişi tekrar geldi.
“Yedin mi” dedi.
“Yedim” dedim. Yemek tepsisini alıp götürdü.
Ağrım devam ediyordu. Sırtım da tutulmuştu. Kendimi zorlayarak hafif yana dönmeye çalıştım. Bacaklarımda bir ılıklık hissettim. Sonda vardı. “Eyvah” dedim. Tekrar seslendim. “Hemşiree!”
Geldi, durumu söyledim.
“Kıpırdar durursan çıkar tabi.” dedi. Eldiveni giydi, sondayı düzeltti.
“Çantamda kıyafetlerim var, üstüm ıslandı, değiştiriver.” dedim.
“Çanta yok.” dedi.
“Var”dedim. “Bak orada.”
“Haa, varmış.” dedi.
Yeni bir pijama çıkardı. Ayaklarımın ucundan geçirdi. “Gerisini kendin giyersin.” dedi ve gitti. Giyemem bile diyemedim. Tabi giyemedim de. Pijama ayak bileklerimde öylece kaldı. Çarşaf da ıslanmıştı.
Saatin kaç olduğu, kaç saattir burada olduğumu bilmiyordum. İki görevli sedyeyle geldi. “MR’a gidiyoruz teyze.” dediler. O arada bana bakan görevli de gelmişti. “Çarşafım ıslandı, nolur ben gelene kadar değiştiriverin” dedim.
Sedyeyle yoğun bakımın kapısından çıktık. Yoğun bakım doktoru ve kızım kapıda konuşuyordu.
“Bir şey söyleyebilir miyim doktor hanım” dedim.
“Sen sus, ben konuşuyorum.” dedi.
Sustum. Kızım ayaklarımın ucunda duran pijamamı giydirdi. MR çekildi.
Kızıma “Benim ağrımı kessinler yoğun bakımlık değilim ben, benim buradan ölümü alacaksınız. ” dedim.
“Bir gün daha kalman gerekiyormuş anne.” dedi. Bir şey diyemedim.
Tekrar getirdiler. Islak çarşafım değiştirilmemişti. Öylece yatırdılar. Ağrım bir taraftan, açlığım bir taraftan, konuşmalar, gülüşmeler, bağırışmalar bir taraftan öleceğimi düşünmeye başlamıştım.
Bir ara konuşmalar kalabalıklaştı. Bana bakan mı desem, bakmayan mı desem biri;” çok bağıran bir nine var. Biraz yoruyor.” dedi.
Bir süre sonra farklı bir görevli elinde serum ve ilaçlarla geldi.
“Geçmiş olsun teyze, nasıl oldun? dedi.
“Sırtımdaki ağrı geçsin, benim bir şeyim yok. Ben yoğun bakımlık değilim.” dedim.
“Merak etme teyze, şimdi ilaçlarını vereceğim, ağrı kesici de var, ağrında geçecek.” dedi tebessümle.
“Nerelisin teyze?” dedi.
“İzmirliyim, burada kızımın yanında kalıyorum. Sen nerelisin, adın ne?” dedim. Söyledi…
“Senin önceden kullandığın ilaçların da varmış, onları da bir içelim bakalım İzmirli (…….) teyze.” dedi. Başımı ensemden doğrultup ilaçlarımı bir bir içirdi.
“Bir şey olursa seslenirsin teyze” dedi.
Halim, hatırım sorulmuştu. Duvarlar saatlerce üstüme gelirken bir iki laf edince biraz rahatlamıştım. Ağrım biraz hafiflemeye başlamıştı. “Yemeek” sesini duydum. Yine yemek görevlisi yemeğimi sehpaya bıraktı. Adını bildiğim yeni görevli hemen geldi.
“Haydi yemeğini yedireyim teyze.” dedi. Köfteli patates, yoğurt vardı. Yatağımı biraz daha doğrulttu. Dört-beş köfte, 5-6 kaşık yoğurttan yedirdi.
“Sağ ol evladım, bu kadar yeter, doydum.” dedim.
Ağzımı ıslak mendille temizledi. “Afiyet olsun İzmirli teyze.” dedi. Serumu şöyle bir kontrol etti.
“Bir ricam var, çarşafımı değiştirebilir misiniz?” dedim. Durumu anlattım.
“Hemen değiştirelim.” dedi.. Değiştirdiler. Her geçen süre ağrım hafifledi. Yeni görevli ara ara çağırmadan geldi. Havadan sudan bir iki laf edip, kontrollerini yapıp gidiyordu. Ertesi gün servise çıktım.””
Evet, bunlar İzmirli teyzemin hastaneden çıktıktan sonra “Sen benim evladımsın, şikayet olsun diye değil ama orada yaşadıklarımı olduğu gibi anlatmak istiyorum Şahan Hoca.” diyerek anlattıkları.
Sürecin bir kısmında ben de oralardaydım. Farklı branşlarda doktorlar, teyzemin rahatsızlığı ile yakından ve samimiyetle konsiltasyon yaparak ilgilendiler. Gerekli tedaviyi uygulayıp, kontrol günü vererek taburcu ettiler. Teyze onlar için “Allah razı olsun!” diyerek bahsetti.
Bina önemli, donanım önemli, hizmet kalitesi önemli…
En önemlisi; İNSANLIK!
Umarım olayın isimsiz muhatapları okur da bir vicdan muhakemesi yapar!
Esen kalınız!..