Bu ülkede büyük projeler bitmez…
Biter sanırsın, bir bakarsın yeni faz başlar.
Ben de sanıyordum ki benim büyük projeler safra kesesinde kaldı…
Meğer asıl ihale ağız içinde başlıyormuş. Safra kesesi taş üretiyor, mide asit gönderiyor, ben de yıllardır limonla diş fırçalıyorum…
Yani ağızda tam bir asit zirvesi.
Birleşmiş Milletler toplansa bu kadar kimyasal bir araya gelmez…
Sonrasında ise diş minesi, ekonomik gerekçelerle piyasadan çekildi.
Sessiz sedasız…
Ne grev var, ne basın açıklaması.
Sadece sabah aynaya bakınca anlıyorsun:
“Bu diş dün daha parlaktı sanki…”
Sonra safra taşlarını duble yol şantiyesine vermiştim biliyorsunuz.
Oradan aradılar:
“Abi birazını stabilize yaptık, birazını menfeze koyduk, helal et.”
Dedim: “Helal olsun da, bana da ağızda altyapı lazım.”
Zaten ağızda şu an tam bir kentsel dönüşüm var. Kanal açılıyor, köprü kuruluyor, eski yapı yıkılıyor, yeni diş dikiliyor…
Bir ara dedim ki:
“Buraya da bir de AVM kondurur musunuz, hiç olmazsa beklerken kahve içeriz.”
Taş bolluğu o kadar fazla ki Hazineden bildirim geldi:
“Beyefendi, servet artışınız sistemde görünüyor.”
Dedim: “Servet değil, diş tedavisi.”
“Fark etmez,” dediler, “ikisi de pahalı.”
Gittiğim poliklinik pırıl pırıl.
Hastane gibi ama daha çok şantiyeye benziyor… Dolgu aparatları, köprü aparatları…
Karı koca işletiyorlar polikliniği pardon diş hastanesini... Diş fakültesinde tanışmışlar, birlikte kanal açıyorlar. Köprüler kuruyorlar… Daim güleryüz zirve yapıyor…
Romantizm dediğin de böyle olur: Biri dolguyu tutar, diğeri kalbi…
Mustafa Bey boksör aynı zamanda… Öyle ya öylesine azı dişini çekmek her babayiğidin harcı değil…
Zaten diş koltuğuna oturunca herkes otomatik olarak savunmaya geçiyor.
Ben refleksle diyorum:
“Hocam ilk raund kaç dakika?” Diş doktoru Musafa Bey’in asistanı da Mustafa, 2. Mustafa… O da elinden geleni yapıyor o sağlık sürecine… Her iki Mustafa da Finike Yazır Köyünden…
Esra Hanım var, hem kayıt alıyor hem moral veriyor. Yani devletin yapamadığını yapıyor:
Hem hizmet, hem güler yüz, hem de sistem çalışıyor…
Bir de Suriyeli genç var, çeviri yapıyor…
Sohbet ettik; Okulu bırakmış, ailesine bakmak için seralarda ve toptancı halinde çalışıyor.
“Ne olmak isterdin?” dedim.
“Elektrikçi abi.”
Dedim ki:
“Bak benim ağızda şu an elektrik, su, kanalizasyon, hepsi var.
Gel burada staj yapar gibi çalış.”
İnsan iki dakika konuşunca anlıyor: Herkesin içinde ayrı bir hikâye, ayrı bir yarım kalmışlık olduğunu…
Ama hayat öyle bir şey ki, kimine diploma, kimine pense, kimine de hayal veriyor…
Sonra benim dişe kanal açıldı…
Öyle uzun bir yol ki, navigasyon istiyor.
Dedim:
“Hocam bu yolu Karayolları mı yaptı?”
“Yok,” dedi, “ama yakında köprü de gelecek.”
Şimdi bekliyorum…
Belki yakında ağızda da açılış töreni olur:
Kurdele, dua, alkış…
Bir de üstüne:
“Bu projeyi hayata geçiren tüm diş hekimlerimize teşekkür ederiz.”
Velhasıl…
Memlekette herkes bir şeylerle mücadele ediyor. Kimi enflasyonla, kimi göçle, kimi safra kesesiyle…
Ama ortak nokta şu: Hepimiz bir şekilde tamir hâlindeyiz…
Kimi diş yaptırıyor, kimi hayat kurguluyor… Ama hep yarım…
Vesselam…