2025 yılı ile 2026'nın ilk ayları benim için sağlık mücadeleleriyle geçti. Önce safra kesesi ameliyatı, ardından aylar süren diş tedavileri... Üst damağıma yerleşen beyaz incilerle birlikte, yaklaşık üç buçuk ay boyunca diş hekimim Mustafa Bey'in muayenehanesine gidip geldim…
Bazen ağzıma bir köprü kuruluyordu, bazen de bir kanal tedavisi yapılıyordu…
Bir gün düşündüm...
İnsan hayatında köprülerin ve kanalların yalnızca diş hekimliğinde olmadığını fark ettim. Kimi insanlar gönüller arasında köprü kurar, kimi bilgiyle, kimi sanatla, kimi de kitaplarla...
Mustafa Bey, mesleğinin gereği dişlere köprü kuruyor, kanallar açıyordu. Ben ise kitaplarla insanların zihninde yeni kanallar açmaya, düşünceler arasında köprüler kurmaya çalışıyordum…
İşte dostluğumuz da böyle başladı…
Muayene sırasında sohbet ediyor, hayatı konuşuyorduk. Ben onu dinliyor, ilgi alanlarını, merak ettiği konuları anlamaya çalışıyordum. Sonra bir gün bana dönüp: "Hocam, bana birkaç kitap önerir misiniz?" dedi… Ben de uzun bir liste vermek yerine tek bir kitap önerdim. Şevket Süreyya Aydemir'in “Suyu Arayan Adam”ı...
Aradan biraz zaman geçtiğinde yüzündeki heyecanı görmek mümkündü. "Hocam," dedi, "tam nokta atışı oldu."
Meğer yıllardır zihninde dolaşan birçok sorunun cevabını o satırlarda bulmuş. Kitap, yalnızca okunmamış; düşünülmüş, sorgulanmış, sindirilmişti…
Sonra ardı sıra geldi kitkap önerileri… Hepsi de “nokta Atışı”…
Kalın kitaplardan çekinmeyen bir okur olduğunu fark ettim. Her sohbetimizde yeni bir kitap konuşuyor, yeni bir yazar öneriyordum. Ama bunu hiçbir zaman bir "kitap listesi" anlayışıyla yapmadım. Önce sohbet ettik, sonra kitap kendiliğinden geldi. Çünkü her kitabın bir zamanı, her okurun da hazır olduğu bir eşik vardır diye düşünüyordum…
Önerdiğim kitapları aldı, okudu, üzerine düşündü… Sonra sordu…
Daha da güzeli, bu okuma serüveni evin içine yayıldı…
Oğlu Batur da gerçek bir kitap kurdu çıktı. Özünde babasının okuma ateşini yakan da oğlu oldu… Birlikte okumaya başladılar. Bu kez çocuk edebiyatının kapısını araladık. Samed Behrengi'nin kitapları eve girdi. Bir aile aynı sayfalarda buluştu…
Sonra kitaplar yalnızca onların evinde kalmadı…
Eşe, dosta armağan edilmeye başlandı…
Belki de bir kitabın en güzel yolculuğu budur. Okunduktan sonra başka bir insanın hayatına dokunması...
Bir gün Mustafa Bey'in yaptığı bir değerlendirme beni ayrıca mutlu etti.
"Cengiz Aytmatov ile Yaşar Kemal'in yazarlık serüvenlerinde birbirine benzeyen bir damar görüyorum." dedi…
Bu cümle, yalnızca kitap okuyan değil, okuduklarını karşılaştıran, çözümleyen bir okurun doğduğunu gösteriyordu…
Şimdi sırada Cemil Meriç var… İdris Küçükömer var…
Daha okunacak nice kitap, üzerine yapılacak nice sohbet var.
Batur ise bu arada kendine yeni futbol turnuvaları hazırlıyor. Kitaplarla büyüyen bir çocuğun topun peşinden koşması da çok doğal. Çünkü iyi kitaplar insanı hayattan koparmaz; tam tersine, hayata daha güçlü bağlar… Kimbilir kardeşi Yavuz için de öyküler biriktiriyordur…
Bugün geriye dönüp baktığımda, diş tedavisinden aklımda kalan yalnızca köprüler ve kanallar değildi…
Bir muayenehanede başlayan kitap dostluğu... Bir babanın oğluyla birlikte okuma serüveni... Ve kitapların insanlar arasında kurduğu görünmez köprüler...
Sanırım insan ömründe en sağlam köprüler betondan değil, kitaplardan yapılıyor…
Bugün yine geriye dönüp baktığımda, diş tedavisinden aklımda kalan yalnızca yapılan köprüler ve açılan kanallar olmamış…
Bir muayenehanesinde başlayan dostluk... Bir kitabın başka bir kitabı çağırışı... Bir babanın oğluyla aynı satırlarda buluşması...
Eşe, dosta armağan edilen kitapların çoğalan ışığı...
Ve en önemlisi de, okumanın insanı değiştiren sessiz gücü...
Düşünüyorum da; diş hekimleri çürüyen dişleri onarmak için köprüler kuruyor, tıkanan kanalları açıyor. Kitaplar ise insanın zihninde ve yüreğinde yıllarca kapalı kalmış kanalları açıyor; insanlar arasında görünmeyen ama yıkılması imkânsız köprüler kuruyor…
Bir toplumun en sağlam köprüleri betonla, çelikle yapılmaz. Onlar, ortak duygularla, ortak hayallerle ve ortak düşüncelerle inşa edilir. Kitap tam da bunun ustasıdır. Sessizce gelir, insanın içine yerleşir; önce bir soruyla kapıyı aralar, sonra yeni bir pencere açar. Bir gün bakarsınız, yıllardır doğru sandığınız birçok şeyi yeniden düşünmeye başlamışsınızdır…
Belki de bu yüzden kitap tavsiye etmek, bir liste uzatmak değildir. Her insanın ruhuna uygun kitabı bulabilmektir. Çünkü doğru zamanda okunan doğru kitap, bazen yıllarca süren bir eğitimin yapamadığını birkaç sayfada başarabilir…
Mustafa Bey'in muayenehanesinde yalnızca dişler tedavi edilmedi. Kitaplar konuşuldu. Hayatlar konuşuldu. Düşünceler çoğaldı. Gidilmeyen doğa, toplanmayan otlar kalıyordu geriye…
Batur'un çocuk dünyasına Samed Behrengi girdi; yarın belki Aziz Nesin'i, Rıfat Ilgaz'ı, Kemalettin Tuğcu'yu, sonra da Yaşar Kemal'i, Cengiz Aytmatov'u ve daha nicelerini okuyacak. Her kitap, onu biraz daha başka bir insan yapacak…
İnsan ardında ne bırakır?
Bir ev...
Bir makam...
Bir servet...
Bunların hepsi zamanla unutulur.
Bir insana okuma sevgisi kazandırabilirseniz, onun zihninde ömür boyu sürecek bir yolculuğun ilk adımını atmış olursunuz. İşte o yolculuk, nesilden nesile uzanan en kıymetli mirastır…
Şimdi biliyorum ki Mustafa Bey'in kurduğu diş köprüleri yıllarca görevini yapacak…
Ama kitapların kurduğu köprüler, belki de ömür boyu...
Çünkü kitap bazen bir köprüdür...
Bazen bir kanaldır...
Ama her şeyden önce insanın kendisine doğru çıktığı en uzun ve en sessiz yolculuktur…
Vesselam…