İnsanlık tarihi boyunca iktidarların en eski araçlarından biri "düşman üretmek" olmuştur. Çünkü ortak bir düşman yaratıldığında insanlar kendi sorunlarını unutmaya, sorgulamaktan vazgeçmeye ve aynı safta hizalanmaya daha yatkın hâle gelirler. Dün bu görev söylentilerle, afişlerle ve gazetelerle yürütülüyordu. Bugün ise aynı işlevi algoritmalar yerine getiriyor…
İstanbullunun tüm verileri bir şirkete verildi verileli ülkemiz bu algoritma savaşlarının merkezi haline geldi… Ciddi bir çalışma yapıldı ve sosyolojik bir ajanda devreye giriverdi… Aslında bu durum güvenlik meselesiydi ve o dönemin hay huyunda güme gitti…
Dijital çağ yalnızca iletişim biçimlerimizi değiştirmedi; düşünme biçimlerimizi de yeniden şekillendirdi. İnternette bıraktığımız her iz, her beğeni, her yorum, her arama ve her paylaşım devasa veri havuzlarının bir parçası hâline geliyor. Bu veriler sayesinde insanların korkuları, öfkeleri, umutları ve hassasiyetleri büyük ölçüde analiz edilebiliyor. Böylece her bireye farklı bir dünya gösteriliyor. Aynı ülkede yaşayan iki insan, aynı olay hakkında tamamen farklı gerçekliklerin içinde yaşamaya başlıyor…
Algoritmaların temel amacı gerçeği göstermek değildir. Onların amacı dikkat çekmek, kullanıcıyı ekranda daha uzun süre tutmak ve duygusal tepkileri artırmaktır. Çünkü öfke, korku ve nefret; sakinlikten çok daha fazla etkileşim üretir. Böylece toplumsal tartışmalar giderek sağduyudan uzaklaşıp duygusal reflekslere dönüşür…
Tam da bu noktada kitle psikolojisi devreye girer. Kalabalıklar, bireylerden farklı davranır. Tek başınayken sorgulayan insan, kalabalığın içinde sloganlarla düşünmeye başlar. Bir süre sonra insanlar olayları anlamaya değil, taraf olmaya yönelir. Artık önemli olan haklı olmak değil; "bizden" ya da "onlardan" olmaktır…
Faşizmin beslendiği zemin de tam olarak budur. Faşizm yalnızca baskıcı yönetimler değildir; aynı zamanda farklı düşüneni insan olmaktan çıkaran bir kitle ruhudur. Bu ruh, karşısındakini dinlemeyi gereksiz görür. Onu anlamaya çalışmaz; yalnızca etiketler. Bir gün "hain", ertesi gün "hırsız”, başka bir gün "vatan düşmanı", "ahlaksız" ilan eder. Etiketler çoğaldıkça insanlar birbirini tanımaktan vazgeçer…
Bugün dijital platformlarda üretilen yapay gündemler, organize hesaplar ve kutuplaştırıcı içerikler tam da bu psikolojiyi besliyor. Birileri kahramanlaştırılırken bir başkası şeytanlaştırılıyor. Oysa gerçek hayat siyah ile beyaz arasında değil, sayısız gri tonun içinde akıyor…
En tehlikeli olan ise insanların artık kendi düşüncelerini oluşturduklarını sanmalarıdır. Oysa çoğu zaman önlerine çıkarılan içeriklerin içinde dolaşıyorlar. Algoritmalar yalnızca neyi göreceğimizi değil, zamanla neye öfkeleneceğimizi ve kimi seveceğimizi de etkileyebiliyor…
Toplumlar düşman üreterek değil, birbirini anlayarak güçlenir. Çünkü düşman üretmek kolaydır; zor olan güven üretmektir. Nefret örgütlemek kolaydır; zor olan ortak bir gelecek kurmaktır…
Örnek mi?
Baştan belediyelerdeki yolsuzlukları yok saymak oldu… Ya yok sayarsın ya da ötekileştirilerek “hain” damgası yersin… Ve bu olgu da yaşandı…
Belki de bugün en büyük direniş, bize sürekli gösterilen düşmanlara hemen inanmamak, öfkelenmeden önce düşünmek ve farklı sesleri dinleyebilmektir. Çünkü özgür düşüncenin başladığı yerde algoritmaların gücü azalır; insan yeniden kendi aklının sahibi olur…
CHP içinde yapılan tartışmalara ve ayrışmalara varan kopuşları bu gözle okumak gerekir diye düşünüyorum…
Vesselam…