Çarşamba günü yazmış olduğum yazı etkili olmuşa benziyor. Ultra İşlenmiş Gıdaların bir gıda olmadığını belirtmiştim. Bunun çocuk sağlığı açısından çok ciddi sorunları olduğunun da altını çizmiştim…
Gıda endüstrisinde faaliyet gösteren her bir şirket çocuk sağlığını filan düşünmez, Elde edeceği kara ve o karın sürekliliğine bakar… Bizler ise bu duruma yönelik olarak çocuklarımıza daha da sağlıklı ürünlere yöneltmeliyiz…
Komşudan gelen bir avuç üzüm, ya da dalından çırpılmış dut vardı… Annelerin hazırladığı sandviçler vardı. Şimdi ise çocukların ellerinde rengârenk paketler görüyoruz. Paketlerin üzerinde çizgi film kahramanları, oyuncak vaatleri ve göz alıcı renkler var. İçlerinde ise çoğu zaman ne olduğunu tam olarak bilmediğimiz uzun içerik listeleri...
Asıl soru şu: Çocuklarımızı kim besliyor?
Anne-babalar mı? Okullar mı? Yoksa gıda endüstrisinin pazarlama uzmanları mı?
Ultra işlenmiş gıdalar sadece yiyecek değildir. Onlar aynı zamanda bir yaşam biçimi önerir. Hazırlamayı değil açmayı, paylaşmayı değil tüketmeyi, sabrı değil anlık tatmini öğretir. Çocuğun damak tadını şekillendirirken aslında gelecekteki beslenme alışkanlıklarını da inşa eder…
Bugün birçok çocuk sebzenin doğal tadını bilmeden büyüyor. Domatesin kokusunu tanımıyor, mevsim meyvelerinin heyecanını yaşamıyor. Çünkü güçlü aromalarla, yoğun şeker ve tuzla tasarlanmış ürünler doğal gıdaların önüne geçiyor. Sonuçta çocuk, doğanın sunduğu lezzetleri değil fabrikanın ürettiği tatları tercih etmeye başlıyor… Dananın kuyruğu da burada kopuyor..
Bu yalnızca bir sağlık sorunu değildir. Bu aynı zamanda kültürel bir kopuştur…
Bir toplumun mutfağı, hafızasının bir parçasıdır. Tarhananın, yoğurdun, zeytinyağlıların, ev yapımı çorbaların yerini paketli ürünler aldığında sadece beslenme alışkanlıklarımız değişmez; kültürel mirasımız da sessizce aşınır…
Daha da düşündürücü olan ise çocukların bu değişimi kendi tercihleriyle yapmıyor oluşudur. Milyarlarca liralık reklam bütçeleri, sosyal medya kampanyaları, okul çevrelerinde satılan ürünler ve ekranlardan taşan tüketim çağrıları çocukları kuşatmaktadır. Çocuk bir tercih yaptığını sanırken aslında tercihleri önceden belirlenmiş bir dünyanın içine doğmakta ve gelecekleri de kuşatma altına giriveriyor… Hiçbir konuya odaklanamayan çocuklar, çok erken yaşlarda regl olan kızlar, sıklıkla görülen obezite ve şeker hastalığı ve çok çabuk hastalanmalarının altında bu gibi etkenlerin olduğunu anlamamız gerekiyor…
Söyleyen zamanında iyi söylemiş; NE YERSEK OYUZ…
Belki de bu nedenle ultra işlenmiş gıdalar meselesini yalnızca kalori hesabına indirgemek yanlıştır. Burada tartışılan şey, geleceğin nasıl bir toplum olacağıdır…
Çocuklarımızın tabağında ne olduğu kadar, zihninde ne olduğu da önemlidir… Çünkü bir toplum çocuklarına ne yediriyorsa, geleceğini de onunla kurar… Tarımın merkezinde doğup büyüyüp de böylesi abur çubur ile beslenmenin anlamını da hiçbir zaman kavrayamadım…
Bugün elimizde önemli bir tercih bulunmaktadır: Çocuklarımızı paketlerin parlak dünyasına mı teslim edeceğiz, yoksa onları yeniden toprağın, mutfağın ve gerçek gıdanın bilgeliğiyle mi buluşturacağız?
Sanırım cevap, geleceğe bırakmak istediğimiz mirasta saklıdır…
Vesselam…