Dün gece rüyamda Kumluca Yollarında dolaşırken yaşadıklarım da oldu. Onları sizlerle paylaşmak istedim. Şöyle ki;
Kumluca’da örtü altı seracılık yapılıyorsa Kuzey rüzgarlarına kapalı oluşunun bunda payı vardır. Toroslar sırtını kuzey rüzgarlarına dayamış olup, alt bölgeleri soğuğa karşı koruma altına almıştır.

Bunun dışında bu bölge zaten ışık ülkesidir. Daha çok aydınlık yaşanır. Güneş hep cömerttir. Güneş bitkilerin kısa sürede büyümesini sağlar. Hem canlıları, hem doğayı, hem de ruhları ısıtır. Burada güneş cana can katar, yürekler ısınır. Isınan yürekler daha çok bunun için atar.

İklim ve toprak üretime uygun olunca Kumluca’da yaşayan insanlar üretime yatkın olur. Üreten insan yararlı insandır. Üreten insan fayda yaratır. Üreten insandan zarar gelmez. Ne kadar çok üretilirse o kadar ödüllendirilmeli, o kadar üretim teşvik edilmelidir.

Üretenler olduğu gibi tüketenler de olacaktır. Üreten eller dert görmesin ama yoz yobaz takımının üretime katkıları olmadığı bilinmelidir. Üretim ile tüketim arasındaki denge iyi kurulmalıdır. Bu denge ne kadar iyi kurulursa piyasa şartları ona göre şekilleneceğinden alanlar da, satanlar da zorlanmayacaktır.
Kumluca’da örtü altı seracılık ürünleri olarak, domates ve çeşitleri, biber ve çeşitleri, patlıcan, kabak, salatalık, kavun, marul vesaire ürünler sayılabilir. Yalnız ürün yetiştirmek yetmez. Yetiştirilen üründe kalite ve aroma da aranır. Bunların bulunduğu bilimsel olarak tespit edilmiştir.

Kumluca’da bunlar yaşanırken en kötüsünü yaşayanlar da mevcuttur. En kötüsü birilerinin bir eli yağda bir eli balda iken birilerinin çöpten toplayıcılık yaparak karınlarını doyurmasıdır. Açlık, yoksulluk çok büyük sorundur, işsizliğin olduğu yerde açlık ve yoksulluğun olmaması düşünülemez.

Yoksulluklar iktidar sahiplerinin işine yarayacaktır. Yoksul olan insanları kandırmak kolaydır. İktidar sahipleri biraz makarna, biraz bulgur, bir de kömür dağıtarak işin kolayını bulmak isteyeceklerdir.
Yoksulluk yardımı görenler arasında yoksulluk yardımı verildiği için minnet duyanlar da vardır. Yapılan yoksulluk yardımı milletin cebinden çıkan emtiadır. Genellikle bu görülmez, iktidar sahipleri göstermelik söylemleriyle bu yardımın kendi ceplerinden çıkıyormuş gibi bir hava yaratırlar. Bu hava işlerine gelir. Uyuttukları kanısı uyanır.

Cehalet ile yoksulluk iç içe, kol kola olduğunda parsayı toplamak kolay olacaktır. Bunun için halkın uyanışı istenilmez. Uyanış için çaba gösteren kim varsa ona iyi gözle bakılmaz. Ezilmelidir, sonrasında sesi kesilmelidir.

Kim yoksullardan, ezilmişlerden yana ise kendisine omuz verilmelidir. Birlikte olmanın güzelliğini yaşamak başkadır. Benlik ve bencilliğin ise hiçbir güzel yanı yoktur. “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşcesine” derken anlatılmak istenen budur.

Üretenler gece, gündüz çalışın çaba gösterirken bir de sürekli konuşan dillerin varlığına tanık oluyoruz. Sürekli konuşmak, ortaya yeni bir şey koymamak, dikkatleri farklı yönlere çekmek için sürekli gündem değiştirmek, çok büyük getirisi olmayan sözler ederek büyük oyuncu rolüne yatmak karın doyurmuyor. Böyle bir durum cırcır böceği ile karınca öyküsünü hatırlatıyor. Cırcır böceği yaz boyunca sürekli öter. Karınca ise sürekli çalışır. Hep öten cırcır böceği aç kalıp karıncaya gelince boş boş ötmektense çalışması gerektiği, “yaz boyunca saz çaldınız, şimdi de oynayın biraz” denilerek oradan uzaklaştırılmıştır.

Sürekli satmanın, sürekli harcamanın, savurgan olmanın sonu yoktur. Hele gösterişe kapılıp havaya girmenin, ona buna çalım satmanın, çok iş yapıyormuş havası vererek yatmanın, puslu bir havayı bahane ederek hava kötüymüş gibi fırtına yaratmanın hiçbir cazibesi yoktur.

Rüyamda Kumluca yollarında ve sokaklarında dolaşırken üreten eller hep gözümün önünden geçti. Üreten ellere bakıp, boş sözlere karşı körelsin diller demekten kendimi alamadım.
SONSUZ SEVGİLERİMLE

İletişim: 0539 979 35 29
Cafer GÜNDOĞDU