Bazı harfler vardır, yalnızca bir ses değildir; bir hissin, bir hatıranın, bir insan hâlinin kapısını aralar. “S” harfi de onlardan biridir. Dudaklardan süzülen o yumuşak ses, çoğu zaman bir başlangıcın habercisidir… Selamsız yapamayan biriyim… Telefonumdaki ilk çırpınış ‘selam’ ile gelir… Selamsız kapı açanlardan biri hiç olmadım…
Selam… İçinde barışı taşır. Ardından gelen sevgi, saygı ve samimiyet, insan olmanın en sade ama en derin tarafını anlatır. “S” harfi sanki kalbin içinden geçerek dile ulaşır; sert değildir, kırıcı değildir, aksine okşar. Bu yüzden belki de en güzel kelimeler onunla başlar: sevda, sadakat, sahicilik… Bir de susam, soğan, sarımsak, semizotu vardır ki bahçemin SOL anahtarı gibidir… SU gibidir akar, akar… Süheyla’dır annedir, annemdir…
Sevgiyle başlayan bir cümle, çoğu zaman iyileştirir. Saygıyla kurulan bir bağ, kolay kolay yıkılmaz. Samimiyet ise insanın kendine ve başkasına söylediği en dürüst sözdür. “S” harfi, işte bu üçlünün ortak nefesidir. Sanki insanın iç dünyasında bir köprü kurar; kalpten kalbe uzanan görünmez bir bağ gibi…
Ama her hikâyenin bir gölgesi vardır. “S” harfi de bundan azade değildir. Aynı harf, sevginin yokluğunu da anlatır: sevgisiz, saygısız, sahte… Bir harf değişmez ama anlam tersine döner. Bu da bize şunu hatırlatır: mesele harflerde değil, o harfleri hangi niyetle yan yana getirdiğimizdedir… İsmindeki “S” harfini çaldıranların sorunu olmalı bu durum… Kim bilir daha neleri, neleri çalmıştır da O canım “S” harfine de leke düşürmüştür…
Sevgisiz…
Sahte…
Saygısız…
Sinsi…
“S” harfinin taşıdığı o ince ruhu hoyratça harcayanlar… Selamı eksik, sevgisi şartlı, saygısı hesaplıdır. Oysa “S”, hesap bilmez; verirken ölçmez, severken tereddüt etmez. Onu boynu bükük bırakan da işte bu çelişkidir: Harfin taşıdığı anlamla, insanın ona yüklediği anlamın uyuşmaması…
Bir de “S”nin sembolleri vardır hayatta. Müzikteki Sol anahtarı gibi… Notaları bir araya getirir, ahenk oluşturur. Ya da eczacılıktaki yılan gibi; şifayı, dönüşümü ve bilgeliği simgeler. Demek ki “S”, yalnızca bir ses değil, aynı zamanda bir düzen kurucudur. Dağınık olanı toparlar, karmaşayı anlamlı kılar…
Belki de bu yüzden insan, farkında olmadan “S” harfine sığınır. Bir mektuba “Sevgili” diye başlamak ister, bir konuşmayı “Saygılarımla” diye bitirir. Çünkü bilir ki bu harf, sözün ağırlığını hafifletir; kalbin yükünü paylaşır…
Belki de bu yüzden “S” harfi benim için bir başlangıç değil yalnızca; bir yön, bir ahlak, bir estetik meselesidir. Selamla başlayan, sevgiyle derinleşen, saygıyla olgunlaşan bir hayatın harfidir…
Ve insan, bazen bir harfi severken aslında kendine en çok yakışan hali sever… Ah o Sevdalı ‘Sol’ yanım da bas bas bağırır: Boynu Bükük Öldüler diye…
Son tahlilde “S”, bir tercih meselesidir. Ya sevginin ve sahiciliğin sesi olur, ya da eksikliğin ve yapaylığın gölgesi…
Harf aynı harf, ama insan farklıdır…
Vesselam…