Kumluca’da bazı sohbetler vardır… Başlarken sıradan görünür, ama ilerledikçe bir ilçenin gerçek fotoğrafını önünüze koyar.

Bu röportaj da tam olarak öyle oldu.

Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası’nda iki dönem başkanlık yapmış, bölgede 1000’in üzerinde konut ve iş yerinin yapımında imzası bulunan İnşaat Mühendisi Murat Hüdavendigar Günay ile kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdik.

Masada çay vardı…

Ama konuşulanlar Kumluca’nın son yıllardaki en sert gerçekleriydi.

- Önce genel tabloyla başlayalım. Türkiye’de ve Kumluca’da neler yaşandı?

- Biliyorsunuz, 2018 yılından bu yana Türkiye çeşitli nedenlerle ekonomik bir darboğazdan geçiyor. Bu süreci tetikleyen birçok unsur var. Ardından pandemi dönemi geldi, sonrasında ise Hatay merkezli Kahramanmaraş depremleri yaşandı. Bu depremler, birçok ülkenin sosyal, ekonomik ve psikolojik olarak kaldıramayacağı büyüklükteydi. Gerçekten çok ağır bir felaket yaşadık. Allah bir daha yaşatmasın.

Pandemi sürecine geldiğimizde ise, özellikle Kumluca özelinde inşaat sektörünün zaten zor durumda olduğunu görüyoruz. Bölgemizin bana göre iki temel lokomotifi var: biri tarım, yani sebze üretimi; diğeri ise inşaat sektörü. Bu iki sektör, ilçedeki diğer tüm ticari faaliyetleri doğrudan etkiliyor.

Murat 1-Sektörün içinde biri olarak, yerel yönetimlerin bu sürece etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle geçmiş döneme dair eleştirileriniz neler?

- Ben artık burada en eski müteahhitlerden biri sayılırım. 1999 yılında taşeronlukla başladım, 2003 yılında ise ilk kat karşılığı sözleşmemi yaptım. Hastane Caddesi’ndeki Kaan Dalgıç Apartmanı ile bu sürece girdim. O günden bu yana faaliyetlerimin %95’ini Kumluca’da gerçekleştirdim. 2019 yılına kadar yaptığım konut sayısı binin üzerindedir. Bunun yanında birçok iş yeri ve fabrika projesinde de yer aldım. Bu ilçede ciddi bir emeğim var.

Biz beş yıllık bir Mustafa Köleoğlu belediye dönemini yaşadık. Ancak Köleoğlu döneminde ruhsat alma süreçlerindeki zorluklar nedeniyle ağırlığımızı Finike’ye kaydırdık. Yıldızımız barışmadı. O dönem Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı olmasaydım çok daha sert bir mücadele verirdim. Kumluca için asıl üzüntüm şu: Kumluca büyüsünü kaybetti. Bence en büyük darbe o dönemde geldi. Farklı bir yönetim anlayışıyla, insanların ortak hareket etmesinin önüne geçildi. Bu da Kumluca için 5 yıllık bir kayıp oldu. Bugün hâlâ o dönemin etkilerini yaşıyoruz. Onu toparlamanın da en az 5 yıl süreceğini düşünürsek, toplamda 10 yıllık bir kayıptan bahsediyoruz.

- Peki bu kayıp telafi edilebilir mi? Çıkış yolu nedir?

- Ederiz. Ama bunun yolu çok net: Ortak aklı yeniden bir araya getirmek. Kumluca’nın değerli insanlarını, gençlerini ve bu memlekete hizmet etmiş herkesi yeniden harekete geçirmek gerekiyor. Burada yerel basına da büyük görev düşüyor. Sen zaten bunu yapıyorsun Sinan; kamuoyu oluşturarak insanları harekete geçirmek gerekiyor. Çünkü biz bazen Kumluca’yı olduğundan büyük görüyoruz. Oysa özellikle Ankara nezdinde çok güçlü değiliz. Ancak güçlerimizi birleştirirsek, yani “Voltran’ı oluşturursak” sesimizi duyurabiliriz.

- Sonrasında Kumluca İttifakı süreci yaşandı…

- Evet, Kumluca İttifakı’nı kurduk. Önce Aydın Özer’in, ardından adaylığı iptal edilince Mesut Avcıoğlu’nun arkasında durduk. O süreçte bana da adaylık teklif edildi, ancak hukuki engellerim vardı. Bu nedenle Mesut Avcıoğlu üzerinde yoğunlaştık. Onu adaylığa ikna etmek için ciddi çaba sarf ettik. Açık söyleyeyim, kendim aday olsaydım bu kadar uğraşmazdım. Türkiye genelinde örnek gösterilecek bir sonuç elde edildi.

Şunu da ifade etmek gerekir: Eğer AK Parti farklı bir aday çıkarsaydı, örneğin Şefik Durdaş aday olsaydı, seçim çok rahat kazanılır ve Kumluca bugün olduğundan daha iyi bir noktada olabilirdi. Bu da bir gerçek. Merkezi hükümetle uyumlu bir yönetim, ilçenin sorunlarının çözümünü hızlandırabilirdi.

- Mesut Avcıoğlu dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Mesut Başkan siyasetten gelen biri değil ve göreve hazırlıksız yakalandı. Ayrıca oldukça ağır bir tablo devraldı. Bu süreçte gözlem yapmayı tercih etti ve ekibinde büyük değişikliklere gitmedi. Bizim en çok eleştirdiğimiz nokta da bu oldu: Önceki dönemin kadrolarıyla devam edilmesi.

Öte yandan, belediyenin mali durumu açısından önemli bir başarı da söz konusu. Başkanın kendi ifadesine göre, 450 milyon lira olan borç yaklaşık 13 milyon dolardan 6,5 milyon dolara düşürüldü. Ayrıca belediyenin borcu, yıllık bütçesinin üçte birine kadar geriledi. Bu, ciddi bir mali disiplin göstergesidir.

Ancak bu tür tercihler öncelik meselesidir. Elinizde sınırlı bir kaynak varsa, bunu hayati bir ihtiyaca mı harcarsınız yoksa konfor artırıcı bir alana mı yönlendirirsiniz? Bu durum da benzer bir tercihi gerektiriyor.

- İmar konusu son dönemde en çok tartışılan başlıklardan biri…

-İmar süreçlerinin durdurulması, Kumluca’yı ciddi şekilde etkiledi. Pandemi ve önceki dönemden kalan sorunların üzerine bir de imar yasağı eklendi. Bu süreçte yapılan toplantılarda gerekli önlemlerin alınması gerektiğini ifade ettik. Ancak çözüm süreci sekiz ay sürdü.

Sekiz ay, bu sektör için çok uzun bir süre. Bu süreçte ekipler dağıldı, maliyetler arttı, faizler yükseldi. İnşaatlar durduğu için müteahhitler ödemelerini alamadı. Ben de dahil olmak üzere birçok kişi ciddi ekonomik sıkıntı yaşadı. Açık söylemek gerekirse, Finike’deki işlerim olmasaydı iflas edebilirdim.

Bugün geldiğimiz noktada, bir projenin ruhsat süreci sekiz ayı bulabiliyor. Bu kabul edilebilir değil. Süreçlerin netleşmesi gerekiyor. Belediye, vatandaşına hizmet eden bir kurumdur. Tarafsızlık konusunda bir problem yok; herkese eşit davranılıyor. Ancak hız ve çözüm odaklılık konusunda eksiklikler var.

Bugün bürokrasi ciddi bir çekingenlik içinde. Denetim korkusu nedeniyle inisiyatif alınmıyor. Oysa bir işi yapmamak için 99 neden yerine, yapmak için 1 neden aranmalıdır. Mevcut durumda bunun tam tersi yaşanıyor.

Eskiden bir inşaat ruhsatı bir ayda alınır, bir yılda inşaat tamamlanır, bir ayda da iskan alınırdı. Bugün ise sürecin büyük kısmı bürokrasiye gidiyor. Bu da sektörü ciddi şekilde yavaşlatıyor.

Bizim önerimiz net: Belediye, taleplerini açık ve yazılı şekilde ortaya koymalı. Standart bir kontrol listesi (föy) hazırlanmalı. Projeler bu listeye göre hızlıca değerlendirilmelidir. Eksikler tamamlandıktan sonra en geç 10 gün içinde onay verilmelidir. Bu şekilde süreç bir ayda tamamlanabilir.

Aksi halde yaşanan belirsizlikler, yatırımcıyı zor durumda bırakıyor. Örneğin, sözlü yönlendirmelerle hareket eden yatırımcılar sonrasında mağdur oluyor. SCM binasında örneğinde olduğu gibi, verilen sözlere göre bina yıkılıyor ancak süreç değişince yatırımcı büyük zarara uğruyor.

Sonuç olarak; 2018’den bu yana Türkiye genelindeki ekonomik şartlar, pandemi, deprem ve yerel yönetim uygulamaları birleşerek Kumluca’daki inşaat sektörünü ciddi şekilde zorladı. Bundan sonrası için belediyenin daha hızlı, net ve çözüm odaklı hareket etmesi gerekiyor.

-Peki Kumluca’nın geleceğini ne belirleyecek?

- Eskiden “Kumluca çok büyüyecek” denirdi. Ancak bugün geldiğimiz noktada, Kumluca’nın artık eskisi gibi büyümesi pek mümkün görünmüyor. Çünkü ana sektörümüz tarım, özellikle de seracılık. Ancak miras yoluyla bölünen araziler küçüldü, gençler ise artık seracılığa eskisi kadar ilgi göstermiyor.

Ancak nüfusu artıracak yeni bir ekonomik alan oluşturulmadan büyüme sağlanamaz. Peki, büyümeyi gerçekten istemeli miyiz? Bana göre çok da istememeliyiz. Bu noktada, doğayı ve tarımı koruyarak entegre edebileceğimiz en uygun sektör turizmdir.

Kumluca Ovası’nın inşaat açısından büyüme şansı sınırlı. Mevcut imar alanları dolduğunda ulaşılabilecek maksimum nüfus bellidir. Projeksiyonlara göre merkezde en fazla 70-80 bin kişi yaşayabilir. Köylerle birlikte toplam nüfus 120-150 bin civarında olur. Bugün merkez nüfusu yaklaşık 46 bin.

Bu sınırın ötesine geçmenin yolu, çevre mahalle ve köylerde planlı gelişim sağlamaktır. Özellikle ovaya bakan, Salur’dan Yazır’a kadar uzanan köyler bu açıdan önemli. Bu bölgelerde, köy yerleşimlerine yakın alanlarda kontrollü imar açılması hem yerel kalkınma sağlar hem de belediye için ciddi bir gelir kaynağı oluşturur.

İmar uygulamalarında %45’e kadar kamuya terk söz konusudur. Bunun bir kısmı sosyal donatı alanlarına ayrılırken, kalan bölüm belediye için değerli arsalar üretir. Örneğin, bu bölgelerde üretilecek arsaların bir kısmı belediyeye kalırsa, ciddi bir ekonomik kaynak oluşturulabilir. Bu kaynakla Kumluca’nın altyapı sorunları büyük ölçüde çözülebilir.

- Turizm dediniz; Adrasan ve Olympos gibi değerlerimiz var ama sorunları bitmiyor...

-Adrasan, Olympos gibi turizmde büyük potansiyellerimiz var. Ama bu potansiyeli değerlendirmek için öncelikle planlama şart. Özellikle Adrasan’da imar planı artık kaçınılmaz. Günübirlik tur teknelerinin rahatça yanaşabileceği bir alan oluşturulmalı. Sahil işgalden kurtarılmalı. Bunun için bir yat yanaşma alanı ya da düzenli bir iskele sistemi kurulmalı. Burada belediye, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliği yapmalı. Bazı konular “devletin kararlı müdahalesiyle” çözülmek zorunda. Benim bir tezim var: Doğayı ve tarihi koruyarak değil, kullanarak koruyabiliriz. Çünkü kullanılmayan, sahiplenilmeyen hiçbir şey korunamaz.

- Tarım arazilerindeki kaçak yapılaşma sorunu nasıl çözülür?

-Pandemi döneminde tarım arazilerinde çok sayıda yapı yapıldı. Bunların hepsini yıkmak da, cezalandırmak da gerçekçi değil. Yapılması gereken; mevcut durumu belirli bir çerçevede yasallaştırmak ve bundan sonra kesin kurallar koymak. Yani geçmişi bir noktada kabullenip, geleceği disipline etmek gerekiyor.

- Deprem gerçeği de çok önemli…

- Kumluca’nın geleceğini sadece ekonomik kalkınma değil, deprem gerçeği de belirliyor.

1997 deprem yönetmeliği öncesinde yapılan binaların önemli bir kısmı, bugünkü standartlara göre yeterince güvenli değil. O dönem yapılan yapılar, en iyi ihtimalle düzgün projelendirilmiş olsa bile, bugünkü deprem yüklerine göre yetersiz kalır. 1999 Gölcük Depremi sonrası gelen yönetmeliklerle birlikte yapı denetim sistemi devreye girdi ve standartlar ciddi şekilde yükseldi.

Bu nedenle 2000 yılı öncesi yapılan binaların önemli bir bölümü risklidir. Kumluca’da da yapı stokunun yaklaşık %40’ının bu döneme ait olduğunu tahmin ediyorum. Bu da ciddi bir kentsel dönüşüm ihtiyacını ortaya koyuyor.

Bölgemiz aynı zamanda aktif fay hatlarına yakın. Geçmişte 1926 Finike Depremi gibi yıkıcı depremler yaşandı. Bu fay hatlarının yeniden büyük bir deprem üretme ihtimali her zaman vardır. Uzmanlar bu konuda farklı görüşler ortaya koysa da, en doğru yaklaşım şu: Depremin ne zaman olacağını tartışmak yerine, dayanıklı yapılar üretmeye odaklanmalıyız.

Ancak Kumluca’da kentsel dönüşüm kolay değil. Çünkü mevcut yapılaşma, özellikle merkezde, parsellerin neredeyse tamamını kaplayacak şekilde yapılmış. Otopark, sığınak gibi alanlar geçmişte yeterince düşünülmemiş. Bugünkü mevzuata göre ise bu alanların çözülmesi zorunlu.

Yeni planlama anlayışında zemin oturum oranlarının yüzde 40 düşürülmesi, mevcut hakların azalmasına neden oluyor. Bu da vatandaşın dönüşüme sıcak bakmamasına yol açıyor. Örneğin, bugün 130 metrekare dairesi olan bir vatandaş, dönüşüm sonrası daha küçük bir alana razı olmak zorunda kalabiliyor. Bu da süreci tıkıyor.

Üstelik sadece parsel bazında değil, ada bazında dönüşüm bile birçok yerde yeterli çözüm sunmuyor. Otopark, sığınak ve teknik alanların çözümü için daha büyük ölçekli planlamalara ihtiyaç var.

Bu noktada yapılması gereken şey net:

Kumluca’ya özel, bütüncül bir kentsel dönüşüm modeli geliştirilmeli.

Bunun için:

Merkezi yönetimle iş birliği yapılmalı,

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile özel projeler geliştirilmelidir,

Üniversitelerden, alanında uzman şehir plancılarıyla çalışılmalıdır.

Ayrıca en kritik konu “rezerv alan” oluşturulmasıdır. Yeni, planlı ve yaşam kalitesi yüksek yerleşim alanları oluşturulmadan kentsel dönüşüm başarıya ulaşamaz. İnsanlara alternatif sunulmadan mevcut yerlerinden çıkmaları beklenemez.

Bu rezerv alanlarda:

Düşük katlı, yeşil alanla iç içe konutlar,

Modern altyapı,

Sosyal donatı alanları planlanmalıdır.

Bunun yanında şehir merkezinde de yenilikçi çözümler geliştirilebilir. Örneğin, mevcut park ve yeşil alanların altı otopark ve sığınak olarak değerlendirilebilir. Üstü yine yeşil alan olarak kullanılmaya devam eder. Bu tür çözümler, hem teknik hem de şehircilik açısından mümkündür.

Sonuç olarak, Kumluca’nın geleceği üç temel başlıkta şekillenecek:

Tarımın korunması ve turizmle entegre edilmesi

Planlı büyüme ve yeni yerleşim alanları

Depreme dayanıklı, modern bir kentsel dönüşüm

Burada en önemli unsur ise ortak akıldır. Belediye yönetiminin sadece kendi içinde değil, dış paydaşlarla birlikte hareket etmesi gerekiyor. Çünkü bu mesele, bireysel değil, toplumsal bir gelecek meselesidir.

- Ortak akıl dediniz… Kumluca’da insanların rahatça tartışabileceği, fikir üretebileceği, beyin fırtınası yapabileceği aktif bir kent konseyi yapısı yok. Herkes konuşuyor, herkes fikir üretiyor; ancak bu fikirlerin değerlendirileceği kurumsal bir zemin oluşmuş değil.Kumluca’da bu mekanizmalar yeterince çalışıyor mu?

- Maalesef hayır. Geçmişte kent konseyi başkanlığını belediye başkanının yürüttüğü bir dönem oldu. Bu aslında yanlış değil; aksine belediye başkanının sürecin içinde olması doğal. Ancak önemli olan, farklı görüşlerin özgürce dile getirilebildiği ve eleştirinin önünün açık olduğu bir ortamın oluşturulmasıdır.

Biz Ticaret Odası’ndayken “Yüksek İstişare Kurulu” oluşturmuştuk. Mesleğinde tecrübeli, birikimli insanlardan oluşan bu kurul düzenli olarak toplanır, fikir üretir ve bunları rapor haline getirerek kamuoyuyla paylaşırdı. Bunun yanında gençlerle de ayrı çalışmalar yapıyorduk. Ancak şunu da gördük: Katılım geniş olmadıkça, ortaya çıkan sonuçlar sınırlı kalıyor.

Ben belediye başkanının yerinde olsam, yılda en az bir kez “arama toplantıları” düzenlerim. Bu toplantılar aslında birer çalıştaydır. İki gün süren, sistematik bir fikir üretme sürecidir.

İlk gün, farklı başlıklarda (imar, kent estetiği, ekonomi, turizm gibi) 8-10 masa oluşturulur. Her masanın başına o konuda yetkin bir akademisyen veya uzman getirilir. Katılımcılar ise o alanda tecrübeli yerel aktörlerden seçilir.

İkinci gün, her masa kendi sonuçlarını sunar. Bu sunumlar üzerinden ortak bir vizyon oluşturulur. Böylece Kumluca’nın 1 yıllık, 5 yıllık ve 10 yıllık yol haritası ortaya çıkar. Bir nevi sonuç bildirgesi hazırlanır ve ardından çalışma grupları bu hedefler doğrultusunda harekete geçer.

Bu sistemin en büyük avantajı şudur:

Herkesin rolü netleşir.

Belediyenin yapacakları,

Ziraat Odası’nın sorumlulukları,

Ticaret Odası’nın katkıları,

Devletten beklenen destekler açık şekilde ortaya konur.

Bu tür bir organizasyon, Kumluca’ya ciddi bir ivme kazandırır.

Bunun dışında da belediye başkanının sektör bazlı istişareleri artırması gerekir. Meslek gruplarıyla, muhtarlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla düzenli toplantılar yapılmalı; bu toplantılar raporlanmalı ve somut çıktılara dönüştürülmelidir.

Şunu net ifade edeyim:

Kumluca ekonomik açıdan fakir bir belediye değildir. Aksine ciddi kaynaklara sahiptir. Sorun, bu kaynakların etkin ve akıllı kullanılmamasıdır.

Geçmişte Kumluca önemli ölçüde gayrimenkul zenginliğini kaybetti. Artık yeni kaynaklar üretmek gerekiyor. Özellikle imar uygulamaları, belediyeler için en önemli gelir kalemlerinden biridir. Bu doğru planlandığında çok güçlü bir finansal araç haline gelir.

Tarihsel olarak baktığımızda da Kumluca’da yerel liderlik rolünü hep belediye üstlenmiştir. Sivil toplum kuruluşlarını harekete geçiren, yönlendiren ana aktör belediye olmuştur. Bu bugün de değişmiş değil.

Toplum olarak bizler, yönetilmeye alışkın bir yapıya sahibiz. Seçilmiş lidere saygı duyarız, onu eleştiririz ama çoğu zaman sürece aktif katkı verme konusunda geri planda kalırız.

Bu noktada Kumluca’nın yerel lideri belediye başkanıdır. Kaymakam devletin temsilcisidir, elbette çok değerlidir; ancak yerel vizyonu belirleyen, seçilmiş belediye başkanıdır. Bu nedenle sivil toplumun da yönünü belirleyecek kişi odur.

Ben kendi adıma birçok konuda öncülük etmeye çalıştım. Ancak şunu açıkça gördüm: Belediye başkanının desteği olmadan bazı projelerin hayata geçmesi çok zor. Bu nedenle sivil toplumun görevi, belediye başkanını eleştirmekten ziyade harekete geçirmek, desteklemek ve yönlendirmektir.

-Siyaset ve adaylık konusu da sıkça gündeme geliyor. Sizin yaklaşımınız nedir?

- Bana geçmişte birçok kez adaylık teklifi geldi. Bu teveccühü gösteren herkese teşekkür ederim. Ancak benim bu konuda net bir duruşum var.

Ben 2013 yılında Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı oldum. Odamızı kurumsal bir kimliğe dönüştürdük. O göreve seçilerek geldim ve o koltuğu başka bir siyasi pozisyona geçiş için basamak olarak kullanmayı doğru bulmadım. Bu benim etik anlayışıma ters.

Ayrıca o dönemde odanın tamamlanmamış projeleri vardı. Organize Sanayi Bölgesi gibi önemli çalışmalar sürüyordu. İkinci dönemde de aynı sorumlulukla devam ettim.

Ayrıca diğer aday Mehmet Çetintürk’ün anlayışına teslim edemeyeceğimiz bir oda vardı. Bu anlayış gelseydi oda diye bir şey kalmazdı. Bu nedenle görevimi yarıda bırakmak istemedim. Açık söyleyeyim, eğer o dönemde görevi bıraksaydım, oda eski anlayışa geri dönebilirdi. Bu yüzden aday oldum ve devam ettim. İyi ki de öyle yapmışım.

Görev sürem sonunda ise güzel bir veda ile ayrıldık. O gün Kumluca’nın her kesimi bir aradaydı. Kumluca’nın ender yaşadığı anlardan biriydi… Bu da aslında doğru bir yönetim anlayışının göstergesiydi.

Benim görüşüm şu:

Hiç kimse iki dönemden fazla aynı koltukta kalmamalı.

Bu, kurumların sağlıklı işlemesi için önemli.

- KUTSO Başkanı Fahri Özen’in yönetimi ve Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Şu an iki aday var gibi gözüküyor. İkisi de benim için önemli isimlerdi; biri meclis başkanımdı, diğeri yönetim kurulu üyemdi. Yani birlikte yol yürüdüğüm insanlardı. Bu süreçte kimseyi desteklemedim. Herkes bir tarafı desteklediğimi iddia etti ama bunu ispatlayamazlar.

Üç adaylı süreçten sonra, seçim sonuçları ve meclis dağılımı netleşince bir tercih yapmak durumunda kaldım. Turgut Acar ile Fahri Özen arasından tercihimi Fahri’den yana kullandım ve destek verdim. Hatta Hüseyin Darıyemez’in ekibinin de Fahri’yi desteklemesi için çaba gösterdim. Bunu Turgut Acar’a da açıkça ifade ettim. Kimseye karşı gizli saklı bir durumum yoktur.

Ticaret Odası’nın bugünkü durumuna gelince; mevcut yönetim gayretli.Fahri, gayretli bir arkadaşım, kardeşimdir. Elinden geleni yapmaya çalışan, emeğini ortaya koyan bir isim. Elbette süreç içinde beklenen bazı hamleler yapılmış ya da yapılamamış olabilir; ancak yaşanan deprem, pandemi gibi zorlu süreçler de bu döneme denk geldi. Buna rağmen elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı.

Kendisini yakından takip ediyorum. İnanın, çoğu zaman kendi işine dahi vakit ayıramayacak kadar yoğun çalışıyor. Benim yönetim anlayışım biraz farklıydı; haftada bir-iki gün odada bulunurken, o neredeyse her gün orada olmayı bir sorumluluk olarak görüyor. Bu da bir yönetim anlayışıdır. Ancak yönetim anlayışımız farklı. Ben daha çok görev paylaşımı ve profesyonel yönetimden yanaydım. Mevcut yönetim ise daha merkezi bir yapı ile ilerliyor.

Eleştirdiğim en önemli konu ise siyasetin odaya dahil edilmesi. Ben görev yaptığım süre boyunca buna çok dikkat ettim. Her kesimle görüştüm ama odayı siyasetin dışında tuttum.

Son olarak şunu söyleyeyim:

Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası artık prestijli bir kurum haline geldi. Bu nedenle önümüzdeki seçimlerde iki adaylı bir yarış olacağını düşünmüyorum. Daha fazla aday çıkacaktır.

- Geçmişte Kumluca’da önemli belediye başkanları oldu. Hüsamettin Çetinkaya da bunlardan biri. Bugün hâlâ aktif olması eleştiriliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

- Ben bu konuya biraz farklı bakıyorum. Hüsamettin Başkan’ın Kumluca sevgisinden hiçbir zaman şüphe etmem. Dört dönem görev yapmış ve “efsane başkan” sıfatını hak etmiş bir isimdir. Kumluca siyasetinde yaşayan en önemli figürlerden biridir. Bu nedenle, ilçenin sorunlarıyla ilgilenmeye devam etmesi son derece doğaldır.

Bu noktada mesele, kişisel hırs değil; memlekete hizmet etme isteğidir. Ben kendisinin kişisel bir beklentiyle hareket ettiğini düşünmüyorum. Aksine, Kumluca’ya katkı sunma motivasyonuyla hareket ettiğine inanıyorum.

Milletvekilliği konusu da gündeme gelebilir. Bu, herkes için olduğu gibi onun da hakkıdır. Açık konuşayım; eğer böyle bir görev üstlenirse, sahip olduğu tecrübe ile Ankara’da Kumluca’ya önemli katkılar sağlayabileceğini düşünüyorum.

Geçmişte adaylık konuları gündeme geldiğinde ise ben farklı düşündüm. Özellikle Atay Uslu’nun güçlü olduğu dönemde, Ankara ile olan ilişkileri göz önüne alarak böyle bir adaylığı doğru bulmamıştım. O dönem konjonktür bunu gerektiriyordu.

-Kumluca’da yeni siyasetçi neden çıkmıyor?Peki, sizin kişisel yaklaşımınız?

- Kendi adıma konuşacak olursam; bana da yıllar içinde birçok siyasi teklif geldi. Ben çalışmayı seven ama aynı zamanda yaşamayı da bilen bir insanım. Bu topraklarda doğmuş olmak benim için büyük bir şans. Bu yüzden yaşadığım yere karşı sorumluluk hissettim ve elimden geldiğince katkı sundum. Bugüne kadar Kumluca’ya elimden geldiğince katkı sunmaya çalıştım:

Eğitim yatırımları,Yurt projeleri,Fakülte çalışmaları,Sivil toplum faaliyetleri gibi bu süreçlerin çoğunda aktif rol aldım. Hatta ailem adına bir halk eğitimi binası kazandırma sürecini de yürütüyorum.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim:

Kumluca’ya borcunu en fazla ödeyen insanlardan biri olarak anılacağıma inanıyorum.

Ama benim yaklaşımım şu:

Bu saatten sonra aktif görevler gençlere bırakılmalı.

Artık yetişmiş, enerjisi yüksek, vizyon sahibi gençler var. “Siyasetçi çıkmıyor” diyorsak, bunun nedeni biraz da bizim alan açmamamızdır. Gençlerin önünü açmamız, onları teşvik etmemiz gerekiyor.

Bizim gibi tecrübeli insanların rolü ise değişmeli.Aktif siyaset yerine “üst akıl” olarak katkı sunmalıyız.

Yani:

Gençleri desteklemeliyiz,

Onlara rehberlik etmeliyiz,

Deneyimimizi paylaşmalıyız

Ama sahada aktif rolü onların üstlenmesine izin vermeliyiz.

Açık konuşayım; bizler bu memlekete ciddi emek verdik. Artık biraz daha sakin bir hayatı hak ettiğimizi düşünüyorum. Ancak bu, tamamen kenara çekilmek anlamına gelmez. Destek olmaya, katkı sunmaya her zaman hazırız.

Son olarak şunu da söylemek gerekir:

Hayatın hiçbir garantisi yok. Yarın ne olacağını kimse bilemez. Bu yüzden “asla” ya da “kesin” gibi büyük sözler söylemek doğru değil.

Ama bugün için benim durduğum yer net:

Gençlerin önü açılmalı, tecrübeli isimler ise yol gösterici olmalı.

- Son olarak ne söylemek istersiniz?

- Kumluca’nın artık oluru yok… Mesele, kentin potansiyelini doğru yönetememekten kaynaklanan tıkanmışlıktır.Kaybedilen ortak aklı yeniden inşa etmeliyiz… RÖPORTAJ: SİNAN ÇEVİREN

Muhabir: Savaş Kalabalık