Kumluca’dan tek başına yola çıkan Çetin, günler süren zorlu tırmanışın ardından 5 bin 137 metreye ulaştı. Gece 01.00’de başlayan zirve yürüyüşünde dondurucu soğukla mücadele eden Çetin’in sakalı buz tuttu, parmakları uyuştu. Saat 06.30’da zirveye ulaşarak güneşin doğuşunu bulutların üzerinden izleyen Çetin, “O kadar yorgunluktan sonra zirveye ulaştığınızda her şeyi unutuyorsunuz. Başarma duygusu parayla satın alınabilecek bir şey değil” dedi.
Kumluca’da mali müşavirlik yapan 1981 doğumlu İlter Çetin, doğaya olan ilgisini yıllar içerisinde dağcılığa dönüştürerek en büyük hedeflerinden birini gerçekleştirdi. Daha önce Tahtalı ve Akdağ bölgesinde tırmanış deneyimleri yaşayan Çetin, bu kez çıtayı Türkiye’nin en yüksek noktası Ağrı Dağı’na yükseltti.
Ağrı Dağı’na ilk kez tırmanan Çetin, 5 bin 137 metrelik zirveye ulaşarak hayalini gerçekleştirdi.
Çetin’in hikâyesinde ise dikkat çeken bir cümle var:
“Keşke daha önce başlasaydım.”
“ÇOCUKLUKTAN BERİ YÜRÜMEYE ALIŞKINIM”
Doğayla ilişkisinin aslında çocukluk yıllarına dayandığını anlatan Çetin, köyde büyümesinin bunda önemli etkisi olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Çocukluktan beri yürümeye alışkınım. Belen’de büyüdüğümüz için o dönemlerde bugünkü imkânlar yoktu. Arkadaşlarımızla uzun mesafeler yürürdük, Olympos taraflarına kadar gittiğimiz olurdu. Sporla da ilgileniyordum. Ancak dağcılık anlamındaki ilgim daha sonra gelişti.”
Doğa sporlarıyla ilgilenen arkadaş çevresine katılması ve Arykanda Doğa Sporları Kulübü Yakup Karataş Bey’le tanışmasının kendisi için önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Çetin, bu süreçte Likya yolu güzergahında bulunan Demre, Kaş ve çevresinde uzun yürüyüşlere katıldığını, kamp deneyimi kazandığını ve ardından 2365 rakımlı Tahtalı, 3024 Rakımlı Gömbe Akdağ gibi daha yüksek rotalara yöneldiğini anlattı.
Çetin, doğada olmanın kendisinde oluşturduğu etkiyi ise şöyle ifade etti:
“Şehirden uzaklaşıyorsunuz ve doğayla baş başa kalıyorsunuz. Farklı şeyler düşünmeye başlıyorsunuz. Bir ağaca, bir taşa bile farklı bakıyorsunuz. Bunu sevdikten sonra devamı geliyor.”
“AĞRI DAĞI GÜNDEME GELİNCE ARAŞTIRMAYA BAŞLADIM”
Ağrı Dağı hedefinin bir anda ortaya çıkmadığını belirten Çetin, karar vermeden önce uzun süre araştırma yaptığını söyledi.





“Ağrı Dağı meselesi gündeme gelince araştırmaya başladım. Daha önce nasıl çıkılmış, kimler çıkmış, nerelerde kamp yapılıyor, rota nasıl ilerliyor; bunlara baktım. Belgeseller ve görüntüler izledim. Sonra benim için de bir hedef haline geldi.”
Ancak Çetin’in Ağrı Dağı için karar vermesiyle tırmanış tarihi arasında çok uzun bir süre yoktu.
Hazırlanmak için önünde yalnızca 19 gün bulunuyordu.
“19 GÜNLÜK PROGRAMIMI YAPAY ZEKÂDAN YARARLANARAK HAZIRLADIM”
Kısa süre içerisinde fiziksel olarak kendisini tırmanışa hazırlamak zorunda kaldığını belirten Çetin, hazırlık sürecinde yapay zekâdan da faydalandığını söyledi:
“Karar verdikten sonra yaklaşık 19 günlük sürem vardı. Antrenman programımı hazırlarken yapay zekâdan yararlandım. Nefes egzersizleri ve kondisyon çalışmaları yaptım. Her gün yürüyüş mesafemi biraz daha artırdım. Merdiven çalışmaları yaptım. Çünkü yüksek rakıma hazırlıksız gitmenin doğru olmadığını biliyordum.”
“KUMLUCA’DAN TEK BAŞIMA GİTTİM”
Çetin’in yolculuğunun dikkat çeken taraflarından biri de Ağrı Dağı’na yanında tanıdığı herhangi bir dağcı olmadan gitmesiydi.
Bölgede tırmanış organizasyonu gerçekleştiren yerel bir firmayla iletişime geçtiğini anlatan Çetin şöyle konuştu:
“Tek başıma gittim. Gruptaki hiç kimseyi tanımıyordum. Ama sonuçta oraya gelen insanların hepsi aynı amaçla geliyor. İlk günün ardından birbirimizle kaynaşmaya başladık. Dağda güven önemli. Birbirinize güvenerek yürümek zorundasınız. Rehberlerimizle de tanıştık ve tırmanış başladı.”
“6-7 SAAT YÜRÜYEREK 3 BİN 200 METREYE ÇIKTIK”
Tırmanışın ilk bölümünü anlatan Çetin, araçlarla yaklaşık 2 bin metre rakıma kadar çıktıklarını, asıl yürüyüşün burada başladığını söyledi:
“Araçla yaklaşık 2 bin metreye kadar çıktık. Saat 10.30 civarında araçtan indik. Oradan 3 bin 200 metreye yürüdük. Yaklaşık 10 kilometrelik bir parkurdu ve 6,5-7 saat kadar sürdü. Patika yoldan ilerledik ve 3 bin 200 metredeki kamp alanına ulaştık.”
İlk kampın ardından yüksek rakıma uyum sağlamak amacıyla 4 bin 200 metreye aklimatizasyon çıkışı gerçekleştirdiklerini belirten Çetin, bu çıkıştan sonra tekrar 3 bin 200 rakıma geri döndüklerini, bu bölümün zirve öncesindeki en önemli aşamalardan biri olduğunu ifade etti.
“4 BİN 200 METREYE GELİP GERİ DÖNENLER OLDU”
Rakım yükseldikçe tırmanışın fiziksel olduğu kadar psikolojik bir mücadeleye dönüştüğünü anlatan Çetin, ekipte zirveye devam edemeyenlerin de bulunduğunu söyledi:
“3 bin 200 metreden tekrar 4 bin 200 metreye çıktık ve burada kamp yaptık. 4 bin 200 metreye kadar gelip geri dönen arkadaşlar oldu. İnsan ister istemez ‘Çıkabilir miyim, çıkamaz mıyım?’ diye düşünüyor. Benim de çok fazla dağcılık deneyimim yoktu. Çevrenizde yüksek rakım nedeniyle rahatsızlananlardan, yaralananlardan bahsedildiğinde etkileniyorsunuz.”
Kendisinin de tedirginlik yaşadığını ancak 4 bin 200 metreye ulaştıktan sonra düşüncesinin değiştiğini belirten Çetin, “Oraya çıktıktan sonra devam edebileceğimi hissettim” dedi.
“HEYECANDAN UYUYAMADIM”
Zirve yürüyüşünden önce 4 bin 200 metre kampında dinlenmeye çalıştıklarını anlatan Çetin, heyecan nedeniyle uyumakta zorlandığını söyledi:
“Yemeğimizi yedik ve çadırımıza girdik. Dinlenmemiz gerekiyordu ama ben heyecandan uyuyamıyordum. Çünkü birkaç saat sonra zirve için yola çıkacaktık.”
Zirve yürüyüşünün gece başlamasının Ağrı Dağı’nın değişken hava şartlarından kaynaklandığını belirten Çetin, “Dağda hava çok hızlı değişebiliyor. İlerleyen saatlerde rüzgâr ve kötü hava başlayabiliyor. Bu nedenle sabah 06.00-06.30 civarında zirvede olmanız gerekiyor” diye konuştu.
Ve saat 01.00 civarında son tırmanış başladı.
“SAKALIM DONDU, PARMAKLARIM UYUŞTU”
Çetin için tırmanışın en ağır bölümü de burada başladı.
Yüksek rakım ve kuvvetli rüzgârın etkisiyle hissedilen sıcaklığın ciddi şekilde düştüğünü anlatan Çetin, yaşadıklarını şöyle aktardı:
“Rüzgâr çok etkiliydi. Soğuğu çok daha fazla hissediyordunuz. O zaman sakallıydım, sakalımın bazı bölümleri dondu, buz tuttu. Parmaklarımda uyuşma başladı. Dokunduğumda acıyı hissediyordum ama uyuşma vardı.”
Karanlıkta yürümelerinin psikolojik olarak farklı bir deneyim olduğunu belirten Çetin şöyle devam etti:
“Gece olduğu için önünüzde ne kadar yol kaldığını göremiyorsunuz. Size 6-7 saat süreceği söyleniyor. Saate bakıyorsunuz. Üç saat geçtiyse ‘Demek ki yarısına geldik’ diye düşünüyorsunuz. Sonra yürümeye devam ediyorsunuz.”
SAAT 06.30’DA ZİRVE
Gece 01.00 civarında başlayan zorlu yürüyüş yaklaşık 5,5 saat sonra hedefine ulaştı.
Saatler 06.30’u gösterdiğinde İlter Çetin, 5 bin 137 metreyle Türkiye’nin en yüksek noktası olan Ağrı Dağı’nın zirvesindeydi.
Havanın açık olmasının kendileri için büyük şans olduğunu belirten Çetin, zirvede yaşadığı anı şöyle anlattı:
“O kadar sıkıntı ve yorgunluktan sonra zirveye ulaştığınızda hepsini unutuyorsunuz. Gerçekten büyük bir başarı hissi geliyor. İnsanın kendi sınırlarını aşması gibi bir şey.”
Çetin’in zirvede en fazla etkilendiği anlardan biri ise güneşin doğuşuydu.
“Bulutların üzerindesiniz. Hava açıktı ve manzara çok güzeldi. Güneşin doğuşunu orada izlemek bambaşka bir duygu. O kadar yüksekten dünyaya baktığınızda insan gerçekten farklı hissediyor.”
Zirveden görünen coğrafyanın da kendisini etkilediğini anlatan Çetin, “Hava açık olduğu için zirveden İran ve Ermenistan taraflarını net bir şekilde görebiliyorsunuz. Bir tarafta Iğdır, diğer tarafta sınır hattı… 5 bin 137 metreden baktığınızda önünüzde çok geniş bir coğrafya açılıyor. Bu da zirvede yaşadığınız duyguyu daha farklı hale getiriyor” dedi.
“BAŞARMA DUYGUSU PARAYLA SATIN ALINMAZ”
Ağrı Dağı tırmanışının kendisine yalnızca sportif bir başarı kazandırmadığını belirten Çetin, yaşadığı duygunun hayatın diğer alanları açısından da önemli olduğunu söyledi.
“İnsan zirveye ulaştığında yaşadığı başarı hissini tekrar yaşamak istiyor. O başarma duygusu gerçekten paha biçilemez. Parayla satın alabileceğiniz bir şey değil.”
İnsanların çoğu zaman kendi sınırlarını zihninde oluşturduğunu söyleyen Çetin, özellikle gençlere şu tavsiyede bulundu:
“İnsan bazı şeyleri kafasında imkânsız olarak görüyor. Belki çalışırsanız yapabileceğinizi biliyorsunuz ama o çalışmayı yapmak için motivasyon bulamıyorsunuz veya tembellik yapıyorsunuz. Ben gençlere bir anda çok büyük hedefler koymak yerine küçük ama ulaşılabilir hedefler koymalarını tavsiye ediyorum.”
“BİR ANDA ZİRVEYE ÇIKILMIYOR”
Ağrı Dağı’nda yaşadığı deneyimi hayatla özdeşleştiren Çetin, hedeflerine ulaşmak isteyen gençlere “kademe kademe ilerleyin” mesajı verdi:
“Birden zirveye ulaşmaya çalışmayın. Yavaş yavaş, kademe kademe ilerleyin. Hayatta da böyle. Çalışarak, plan yaparak ilerlemek gerekiyor. İnsan birçok şeyi zihninde imkânsız hale getiriyor ama çalışınca yapabildiğini görüyor.”
Çetin sözlerini, Ağrı Dağı’nda yaşadığı deneyimi özetleyen şu ifadelerle tamamladı:
“Hayat da bir dağ gibi. Kendi zirvenizi bulmak, o yolda yaşadığınız deneyimlerde gizli. Başarma duygusunu yaşadığınızda bunun ne kadar değerli olduğunu anlıyorsunuz. Benim bugün söylediğim şey ise şu: Keşke daha önce başlasaydım.”




