Ticaret Borsası’nın kapısından içeri girdiğimde, karşımda sadece bir kurum başkanı değil; zorlu bir sağlık sürecini sabırla geride bırakmış, omuzundaki yüklerin ağırlığına rağmen Kumluca sevdasıyla dimdik duran bir yol arkadaşı buldum.
Bildiğiniz üzere, kentimizin nabzını tutmak adına bir röportaj serisi başlatmıştım. İlk konuğum Murat Hüdavendigar Günay olmuş ve günlerce konuşulan, taraflı tarafsız her kesimden tebrik telefonları aldığım o yazı hafızalardaki yerini korumuştu. Bu yolculuğun ikinci durağında, Kumluca ekonomisinin kalbinin attığı nokta olan Kumluca Ticaret Borsası’nda, Fatih Durdaş ile bir araya gelmeyi aklıma koymuştum. Kendisi teklifimi tereddütsüz kabul etse de; sağ omuzundaki operasyon, ardından gelen uzun fizik tedavi süreci ve ilçemizin en yoğun dönemi olan Tarım ve Seracılık Festivali bu buluşmayı adeta bir "sabır testine" dönüştürdü.
Beklediğimize değdi mi? Fazlasıyla... Fatih Başkan ile omuz omuza verdiğimiz o masada, bazen Adrasan’ın masmavi sularındaki kirliliği, bazen günlerce vadelerle ödenmeyen çiftçinin alın terini, bazen de Kumluca’nın artık kabuğuna sığmayan kentsel dönüşüm ihtiyacını konuştuk. Siyasetin tozlu raflarından değil, hayatın tam odak noktasından, çok çarpıcı ve "ezber bozan" bir sohbet çıktı ortaya.
İşte Kumluca’nın dününü sırtlayan, bugününü dert edinen ve yarını için "ortak akıl" diye haykıran Fatih Durdaş ile gerçekleştirdiğimiz o samimi röportaj…
Başkanım, omuzunuzdaki ameliyat ve fizik tedavi sürecini nihayet atlattınız. Tekrar geçmiş olsun. Bugün her zamankinden daha enerjik görünüyorsunuz. Bu uzun aradan sonra Kumluca’ya dair ilk cümleniz ne olurdu?
Teşekkür ederim Sinan Bey, gerçekten zorlu ama öğretici bir süreçti. İlk cümlem şu olurdu: Kumluca’yı çok seviyorum ve bu ilçenin potansiyelini doğru kullanamadığımızı gördükçe dertleniyorum. Bizim tek derdimiz bu topraklara bir eser, bir iz bırakabilmek...
-Başkanım, okuyucularımız için en baştan başlayalım. Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
-1973 doğumluyum, evliyim, 4 çocuk babasıyım. Kardeşlerimle birlikte aile mesleğimiz olan komisyonculuğu sürdürüyoruz; halde komisyonculuk yapıyoruz. 2013, 2018 ve 2022 seçimleriyle görev alarak bugün dördüncü dönemimde Kumluca Ticaret Borsası Başkanlığı görevini yürütüyorum.
-Kumluca Ticaret Borsası ne iş yapar? Kaç üyeniz var ve borsanın yapısını nasıl tarif edersiniz?
-Borsamız 2002 yılında, ilgili bakanlık onayıyla 58 faal üye ile kurulmuş bir kamu tüzel kişiliğidir. Borsaya konu ürünlerin alım-satım işlemlerinin tespiti ve tescili ile oluşan fiyatların ilanı temel görevlerimizdir. İşlem gören ürünleri kayıt altına alarak kayıt dışılığı önler, devletin vergi kaybını azaltır, fiyatların şeffaf oluşmasına katkı sunar.
Bugün itibarıyla 265 faal üyeye sahibiz. Üyelerimizin yaklaşık dağılımı; yüzde 50 yaş sebze-meyve tüccarları, yüzde 42 ihracatçılar, yüzde 6 kasaplar, yüzde 2 kooperatifler şeklinde. Üyelerimiz sadece Kumluca’dan değil; Finike, Demre gibi çevre ilçelerden ve hatta Kaş’tan da üyelerimiz var.
-Üyelerinizin bölge ekonomisindeki karşılığı nedir?
-Benim kullandığım bir ifade var: Üyelerimiz, çiftçimizin el emeğiyle alın teriyle ürettiği sağlıklı ürünleri katma değer kazandırarak işletmelerinde işleyen, paketleyen; hem yurt içine marketlere hem yurt dışındaki pazarlara ulaştıran “tarımın lokomotifi” konumundaki firmalardır.
-Başkan olduğunuzdan bu yana hangi değişiklikleri yaptınız?
-Göreve geldiğimde borsanın 73 faal üyesi vardı; borç yükü altındaydı, kendine ait hizmet binası yoktu, fiziki şartları yetersizdi ve kurumsal anlamda gelişime ihtiyaç duyuyordu. Üyelerimizin menfaatini gözeten bir anlayışla, binde 2 olan tescil oranını binde 1’e düşürdük. Çünkü “Üyelerimden gereksiz yere neden binde 2 alayım?” dedim. Gelir-gider dengemizi kurduk. Kurumsal yapıyı oturttuk.
-Borç konusu çok merak ediliyor. Şu an borcunuz var mı?
-Şu an borcumuz yok. Görevi devraldığımız dönemde borç yükümüz vardı. O borçları kapatmak için yoğun bir çalışma yürüttük.
-O süreçte Ankara temaslarınızdan bahsetmiştiniz. Ne yaşandı?
-Biz göreve geldikten sonra meclis başkan yardımcımız ve bir büyüğümüzle Ankara’ya gittik. O dönemde kurumun genel merkezle bağlarının zayıfladığı bir dönem anlatıldı. Biz “yeni bir dönem” diyerek ilişkileri yeniden kurmak için adım attık. Birlikte hareket edilirse Kumluca’da iş yapılabileceğini, hizmet binası hedefimizi ve borç gerçekliğini anlattık.
Bir noktada şunu da yaşadık: Ana para ödenirse faizlerin silinebileceği bir yapılandırma gündeme geldi. Kaynak yoktu; buna rağmen bankadan kredi kullanarak ana borcu kapattık, sonrasında banka borcunu da ödedik. Ardından, hizmet binası sürecinde de kurumumuza destek olan girişimler oldu.
-Kurumsal anlamda kalite süreçleriniz var. Bunları da açalım mı?
-2014 yılında hizmet kalitemizi artırmak için ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi belgesi aldık. 2015 yılında TOBB öncülüğünde yürütülen akreditasyon sürecini başarıyla tamamladık ve TOBB Başkanımız Sayın Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun da ifade ettiği şekilde borsamızı 5 yıldızlı akredite borsa konumuna taşıdık.
-Bir de ürün piyasası şirketleriyle ortaklıklarınızdan bahsettiniz. Bu ne anlama geliyor?
-Borsamız gelirlerini ve çalışma alanını çeşitlendirdi. Akdeniz Ürün Piyasası Aracı Kurumu AŞ ve TÜRİP Merkez ÜPAK AŞ şirketlerine borsa olarak ortak olduk. Bunu sadece “kazanç” olarak görmedik. Çıkış noktamız; çiftçimizin alın terinin daha düzgün şartlarda, daha şeffaf bir piyasada, daha geniş pazarlarda değerlendirilebilmesi. Ürünlerin daha iyi saklanması, daha doğru fiyat oluşumu ve pazarlama standardı açısından önemli.
-Siz aynı zamanda TOBB’da bir görev yürütüyorsunuz.
-Evet, TOBB Tarım Kurulu Başkan Yardımcılığı görevim var. Bölge tarımının en küçük sorunundan en büyük meselesine kadar inisiyatif almaktan geri durmuyoruz. Bürokrasi, milletvekilleri ve ilgili kurumlarla sürekli temas halindeyiz. Hal yasası gibi düzenlemeler başta olmak üzere, sahadan gelen sorun ve çözüm önerilerini doğrudan ilgili mercilere aktarıyoruz.
-Somut örnek verir misiniz?
-Rusya-Ukrayna savaşı döneminde ihracatta ciddi sıkıntılar yaşandı, sınır kapılarında tırlar kaldı. Zaman kaybı ve maliyet artışı oluştu. TOBB Başkanımızın desteğiyle kısa sürede çözüm üretildi; tırların gümrük süreçleri ve yönlendirmeleriyle mağduriyetin büyümesi engellendi.
-Yeni hizmet binası sürecini detaylandırır mısınız?
-Üyelerimize daha kaliteli hizmet sunmak, eğitim ve toplantı faaliyetlerimizi daha verimli yapmak için vizyonumuza uygun modern bir hizmet binası hedefliyoruz. Şu an bir apartman katındayız; bundan rahatsızız. Kendimize ait bir hizmet binamız olsun istiyoruz.
Bu hedef doğrultusunda Kumluca’nın Bağlık Mahallesi’nde toplam 682 metrekarelik bir alanda arsa alım sürecini başlattık. Bir kısmı belediyeden satın alındı; kalan kısmın Milli Emlak’tan alınması için yazışmalarımız devam ediyor. Milli Emlak’tan gelecek bedel netleşip süreç tamamlandığında arsanın tamamı kurumumuza ait olacak. Sonrasında borsamıza ve üyelerimize yakışır bir proje geliştirmek istiyoruz.
-Bu süreçte “tasarruf” vurgunuz da vardı.
-Evet. Biz aile şirketi mantığıyla hareket ettik. Gereksiz harcamalardan kaçındık; kendi telefonumu, kendi aracımı kullandım. Birikim yapmaya çalıştık. Çünkü hedefimiz kalıcı bir eser bırakmak.
-Son dönemde özellikle konuşulan bir konu var: Ticaret ve Sanayi Odası’na aday olacağınız iddiası…
-Kısa ve net cevap vereyim: Böyle bir niyetim hiçbir zaman olmadı. Bu söylentiler daha çok çevreden gelen “çıkmalısın” talepleriyle konuşuldu. Ama ben her seferinde söyledim: Aday olmayacağım.
Ben şuna inanıyorum; kurum başkanlarının asli görevi kendi üyelerine hizmet etmektir ve kurumlar arasında uyumu sağlamaktır. Bir kurumun başka bir kurumun iç işleyişine yön vermeye çalışması doğru değil. Biz iş birliğinden yanayız, ayrışmadan değil. Enerjiyi rekabete değil, Kumluca ekonomisine harcamalıyız.
-Eskiden Ticaret ve Sanayi Odası ile fuarlara ortak katılım oluyordu. Son dönem bunu daha az görüyoruz.
-Biz, Batı Antalya’yı temsilen fuarlarda bulunmayı önemsiyoruz. Birçok fuara da katıldık. Ayrıca sağlık sürecim ve aynı döneme gelen yerel etkinlikler nedeniyle her yere yetişemediğimiz dönemler oldu.
Diğer kurumların bizimle fuarlara neden katılmadığı kısmı ise onların kendi değerlendirmesidir; o soruyu ilgili başkanlara sormak daha doğru olur.
-Kumluca’da “şu olsa daha iyi olur” dediğiniz temel şey nedir?
-Ben tarım tarafındayım ama turizm de olmalı. Ekoturizm, butik turizm… Bugün bazı yerlerde kaçak, çarpık yapılaşma var. Oysa doğayla uyumlu, düzenli bir planlama ile hem turizmi büyütür hem tarımı koruruz.
Kumluca’nın çok uzun sahili var. Antalya hattında birçok yer turizmden pay alırken Kumluca daha geride kalıyor. İlçeye gelen insanın konaklayacağı seçenekler sınırlı. Tarımı bırakmadan, tarımla barışık bir turizm modeli kurulabilir.
-“Kentleşme” konusunda da çok net bir yaklaşımınız var.
-Tarım arazilerini korumamız lazım. Kentleşeceksek tarım yapılamayan alanlara yönelmeliyiz. Çünkü pandemi bize şunu gösterdi: Bir telefon ya da bir araba karın doyurmuyor. Üretim devam etmeli.
-Kumluca’nın gelişimini engelleyen bir unsur var mı?
-Doğalgazın gelmemesi bence ciddi bir engel. Hâlâ ilkel ısınma yöntemleri var. Odun-kömür kullanımı çevreyi kirletiyor. Yeşili korumamız lazım.
-Su konusuna özellikle dikkat çekiyorsunuz.
-Evet, ben yıllardır “Gelecekte suyu konuşacağız” diyordum; çok hızlı geldi o günler. Susuz tarım olmaz. Su kaynaklarını çok iyi değerlendirmemiz lazım. Kapalı sistem sulamalar, göletler, suyu daha verimli kullanacağımız altyapılar şart.
-Siz aynı zamanda “halin içinden gelen” birisiniz. Kumluca Hali’nin en büyük sorunu nedir?
-Birincisi; hal çevresinde paketleme-depolama gibi tesislere izinlerin daha rahat ve planlı verilebilmesi gerekiyor. Ne kadar çok tüccarı, depocuyu, ardiye sahibini Kumluca’ya çekersek ürünlerimiz o kadar iyi değerlendirilir.
İkincisi; zayiat. Çuvalda ürün taşınması hâlâ var. Biber, patlıcan gibi hassas ürünler çuvalla taşındığında ciddi fire oluyor; yüzde 20–25’e varan kayıplar konuşuluyor. Bu milli servet kaybı.
-En sert vurgunuz ise “tahsilat” üzerineydi.
-Evet. 5957 sayılı Yaş Sebze Meyve Kanunu’nda ödeme süreleri var; büyük alıcı için 30 iş günü, eşit/ küçük için 45 gün gibi. Kanun var ama uygulama zayıf. Marketten sakızı bile veresiye alamazsınız; ama tarım ürünleri aylarca vadeyle satılabiliyor. Bu sürdürülebilir değil.
Ben şunu söylüyorum: Fatura kesildiğinde sistem üzerinden takip edilmeli; ödeme süresi doldu, ödeme yapılmadıysa yaptırım olmalı. Nasıl bazı yükümlülükler ödenmezse sistem kapatılabiliyorsa, burada da disiplin sağlanmalı. Biz kendi paramıza “dilenci” olmamalıyız.
-Kumluca’nın en kritik problemi sizce ne?
-Kentsel dönüşüm. Öncelik insan sağlığı ve güvenli yaşam. Önce yaşayabilmeliyiz ki sonra güzel şeyler isteyelim. Kumluca merkezde yapı stoğu çok eski. Dönüşüm şart.
Ama bu dönüşüm parsel bazlı değil, ada bazlı olmalı. Bitişik nizam yapıların olduğu yerde ada bazlı projelerle yeşil alan, otopark, modern yaşam alanları üretilebilir. Yer altı otoparkları, asansörlü sistemler…
Deprem gerçeği ortada.
-İmar süreçlerine dair de bir tablo çizdiniz.
-İmar planlarındaki belirsizlikler, ruhsat süreçlerinin uzaması, kentsel dönüşümün bürokratik yavaşlığı yatırımcıyı uzaklaştırır. Netlik, hız ve hakkaniyet gerekir. Tarım alanlarını korurken şehir merkezinin de yaşanabilir, güvenli hale gelmesi gerekiyor.
-Kumluca’da geleneksel olarak belediye başkanının liderliği ve istişare kültürü hep konuşulur. Sizce bu kültürün devamı gerekli mi?
-Muhakkak gerekli. Kent konseyi ve benzeri yapılar var; ama bunun yanında gündeme göre sorunun muhataplarını da masaya çağırmalıyız. Bugün imar krizi yaşandıysa mimar-müteahhit çağrılmalı; portakalda, biberde kriz yaşandıysa üretici-tüccar çağrılmalı; turizmde sıkıntı varsa turizmciler konuşmalı. Sorunları ortak akılla çözebiliriz. Aksi halde aynı meseleler yıllarca sürer.
-Adrasan’daki gerilimleri ve sorunları da konuştuk. Çözüm ne?
-Adrasan’da turizmcilerle tekneciler arasında karşılıklı rahatsızlıklar var; altyapı eksikleri de cabası. Bu meseleler iki tarafın bir araya gelip ortak çözüm üretmesiyle çözülür. Doğaya uygun, düzenli bir planlama gerekiyor. Kanalizasyon, atık, deniz kirliliği gibi riskler büyürse turizmin geleceği zarar görür. Adrasan’ın potansiyeli büyük ama planlı yönetilmezse sorun büyür. Bunun tek çözümü devlet eliyle yapılacak bir imar uygulamasıdır.
-İsminiz zaman zaman siyasette de geçiyor. Belediye başkanlığı dahil, siyasete dair planınız var mı?
-Hiçbir zaman bu görevi siyasete basamak görmedim. Siyaset hedefim olsaydı lobi çalışması yapardım. Yıllardır Ramazan’da gıda yardımı, öğrencilere ayakkabı desteği gibi sosyal yardımlar yapıyoruz; nakit değil, gıda kolisi gibi. “Veren el alan eli görmesin” hassasiyetiyle yürütüyoruz; basına da yansıtmıyoruz. Eğer siyasi niyetim olsaydı bunu görünür kılardım. Yapmadım, çünkü niyetim o değil.
-Protokolde görünür olmanızla ilgili “rahatsızlık” iddiaları da oluyor.
-Ben şahsımı değil, Kumluca Ticaret Borsası’nı temsil ediyorum. Ankara bize “şahıslar değil kurumlar vardır” anlayışını öğretti. Protokol sıralaması bellidir; hiçbir büyüğümün önüne geçmedim. Büyüğüm gelirse yana kayarım, yer veririm. Ama temsil de bir sorumluluktur. Kurum başkanları törenlere gelmezse merasim eksik kalır; vatandaş kiminle bayramlaşacak?
-Bu kadar yoğunluğa rağmen neden devam ediyorsunuz?
-Ben borsa başkanlığını “protokol” için yapmadım. O dönem kurum kapanma riski yaşıyordu; kayyum konuşuluyordu. “Kumluca Ticaret Borsası elden gitmesin” diye aday oldum. Burayı sıfırdan aldık, kurumsal yapıyı oturttuk. Şimdi de hizmet binası hedefi var. Bu projeyi yarım bırakmak istemiyorum. Bir dönem daha bu amaçla devam edeceğiz.
-Röportajı bitirmeden; Batı Antalya Gazetesi’ni ve gazeteciliği nasıl görüyorsunuz?
-Ben hakkı savunanın yanındayım. Eleştiri elbette olacak; öz eleştiriye açık olmak gerekir. Ama bir eksiklik varsa önce diyalogla anlatılır, süre tanınır; hâlâ yapılmıyorsa yazılır. Ben sizin yaklaşımınızı hep böyle gördüm. Tarafsız, siyasetten uzak durmaya çalışan bir gazetecilik anlayışı kıymetlidir. Teşekkür ederim.
-Sayın Başkan, yoğun gündeminizde zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.
-Ben teşekkür ederim. Umarım faydalı olmuştur.



