Bazı röportajlar sadece okunur; bazıları ise bir şehrin kaderini yeniden yazar.

Gündemi sarsan röportaj serimizde taşlar yerinden oynamaya devam ediyor. Serinin ilk durağında Murat Hüdavendigar Günay ile şehrin damarlarına girdik, yankısı haftalarca sürdü. Ardından Ticaret Borsası Başkanı Fatih Durdaş ile masaya oturduk; söyledikleri hal esnafından çarşı pazara kadar her sokakta yankılandı.

Ve şimdi… Sıra Batı Antalya’nın en büyük sivil güç odağında.

Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Fahri Özen ile “Hakkımız olanı alacağız” diyen o meşhur lobi davasının, Kaş OSB’deki kaput üstü imzaların ve Adrasan’da baltalanan hayallerin perde arkasına indik.

Oda binasına girdiğimde beni karşılayan şey bir “başkanlık koridoru” değil, bizzat Fahri Özen’in kendisi oldu. Kapıda karşılandığım o ilk saniyede, resmiyetin gri bulutlarını dağıtan, samimi ama bir o kadar da kararlı bir el sıkışma ile karşılaştım. Masaya oturduğumuzda karşımda sadece sorularımı cevaplayan bir yönetici değil, anlattığı her projeye ruhunu koymuş, dertli bir adam vardı.

Fahri̇ Özen 1Sorduğum hiçbir soruda “topu taca atmadı”, hiçbir eleştiriye “siyaseten” cevap vermedi. Lafı eğip bükmeden, adeta bir muhtıra niteliğinde konuştu:

“Türkiye’nin 41. büyük odasıyız ama Ankara’da sessiziz... Artık bu düzen değişecek!”

KUTSO Başkanı Fahri Özen ile yaptığımız kapsamlı röportajda; oda vizyonundan üyelerle iletişime, Kaş Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nden üniversite krizine, Adrasan’ın geleceğinden Batı Antalya için planlanan vakıf modeline kadar birçok başlığı masaya yatırdık. Özen, “Biz nitelikli işlerin peşindeyiz. Amacımız sadece oda hizmeti vermek değil, Batı Antalya’nın geleceğini kurmak” dedi.

“TİCARET ODASINI FANUSUN İÇİNDEN ÇIKARMAK İSTEDİK”

-Başkanım, isterseniz en baştan başlayalım. Sizi tanıyalım. Fahri Özen kimdir?

-1975 Kumluca doğumluyum. İlkokulu Kumluca’da, Ortaokulu Finike’de, Lise eğitimime ise Finike Cumhuriyet Lisesinde başlayıp, Kumluca Lisesinde tamamladım. Üniversite eğitimimi Gazi Osman Paşa Üniversitesi Ziraat Fakültesinde tamamlayıp ziraat mühendisi olarak meslek hayatıma başladım. Askerlik görevimi 1999 yılında Kırklareli’nde tamamladım.

Askerlik sonrası 2000 yılında ticari hayatın içine girdim. O günden bu yana özellikle gübre ithalatı ve hibrit tohum çeşitleri üzerine çalışıyorum. Yaklaşık 26 yıldır ticaretin içindeyim.

Ticaret odasıyla bağım da aslında buradan doğdu. Üniversiteden döndükten sonra bölgede faydalı olabileceğimiz alanları düşünmeye başladık. O dönem ticaret odasının daha kapalı, daha dar bir yapı içinde kaldığını düşünüyorduk. Biz bunu değiştirmek istedik. Ticaret odasının fanusun içinden çıkması, insanlara dokunan, bölge için proje üreten bir yapıya dönüşmesi gerektiğine inanıyorduk.

Bu süreçte Murat Günay Başkan ile birlikte değişim hareketinin içinde yer aldık. O günden bugüne Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası’nın bugünkü yapısına gelmesinde emeğimiz oldu. Önce Ankara delegeliği, sonra 2018-2022 yılları arasında meclis başkanlığı gibi görevler üstlendim. Şimdi de yönetim kurulu başkanı olarak hizmet etmeye çalışıyorum. Evli ve bir çocuk babasıyım.

“MURAT GÜNAY’DAN GÜÇLÜ BİR YAPI DEVRALDIK”

-Göreve gelirken nasıl bir oda devraldınız?

-Şunu açık yüreklilikle söylemem gerekir; Murat Günay Başkan’dan güçlü bir miras devraldık. Kurumsallaşmış bir yapı, iyi bir bina, nitelikli personel, üyeleriyle bağı olan bir oda vardı. Biz bunun üzerine ne koyabiliriz, nasıl daha ileri taşıyabiliriz diye düşündük.

Benim bakış açım şu oldu: Odayı sadece belge veren bir kurum olarak değil, Batı Antalya’nın sorunlarına kafa yoran, proje üreten, çözüm arayan güçlü bir sivil toplum yapısı haline getirmek istedik.

“6443 İŞLETME ÜYEMİZ VAR, ORTAKLARLA BİRLİKTE 30 BİN KİŞİLİK BİR AİLEYİZ”

-Üyelerle iletişim noktasında eleştiriler geliyor. ‘Başkan herkesi ziyaret etmiyor’ deniyor. Buna ne diyorsunuz?

-Bizim bugün 6443 işletme üyemiz var. Ortaklık yapıları ve şahıslarla birlikte baktığınızda yaklaşık 30 bin kişinin doğrudan bağlı olduğu bir kurumuz. Böyle bir yapıda herkesin tek tek ziyaret edilmesi, dört yıl içinde fiziksel olarak zaten mümkün değil.

Her gün sadece ziyaret yapsanız, başka hiçbir iş yapmasanız ancak bu dönemi doldurursunuz. Ama o zaman da oda başkanlığı yapmış olmazsınız; sadece dolaşmış olursunuz. Biz Türkiye’nin en büyük odalarından biriyiz. Elimizdeki verilere göre Türkiye’nin 41. büyük odasıyız. Bu büyüklük aynı zamanda büyük sorumluluk demek.

Benim bakışım şu: Üyelerimizin asıl beklentisi ziyaret değil, muhatap alınmak ve sorunlarının çözülmesi olmalı. Biz bireysel değil kitlesel sorunları çözmeye çalışıyoruz. Bazen tek bir sorun üzerinde 3-4 gün çalıştığımız oluyor. Çünkü rapor hazırlamadan, veri ortaya koymadan, Ankara’ya gidip sonuç almak kolay değil.

“MUTLU ÜYE, GÜÇLÜ ODA”

-Oda hizmet anlayışınızın temelinde ne var?

-Biz göreve gelirken bir slogan belirledik: Mutlu üye, güçlü oda. Buraya gelen herkesin iyi karşılandığı, işinin hızlı çözüldüğü, kendini değerli hissettiği bir oda kurmak istedik. Çünkü bu kurum üyelerin ödediği aidatlarla ayakta duran bir kurum. Buraya gelen insanın yüzü asık çıkmaması lazım.

Personel arkadaşlarımıza hep şunu söyledim: Buraya gelen üyeyi oturtacaksınız, çayını kahvesini soracaksınız. Gerekirse yoldan geldiyse ikramını yapacaksınız. İnsanların odaya sadece ödeme yapmaya gelmiş, canı sıkılmış şekilde girip çıkmasını istemedik.

Muhasebecilerle ayrı ayrı kahvaltılar yaptık. Banka müdürleriyle toplantılar gerçekleştirdik. Çünkü bizim iş süreçlerimizin en çok temas ettiği alanlar bunlar. Onlara da açıkça söyledik: Odayla ilgili sorun varsa, personelle ilgili aksaklık varsa, doğrudan bana söyleyin. Zaman çok kıymetli. Biz bir şirket kuruluşunu 10-12 dakikada tamamlayabilen bir yapı haline geldik. Çünkü biz artık akredite, güçlü, hızlı hizmet veren bir odayız.

“TEMSİLCİLİKLER SAYESİNDE ÜYEYE YERİNDE HİZMET VERİYORUZ”

-Batı Antalya gibi geniş bir coğrafyada hizmet vermek zor. Bunu nasıl organize ediyorsunuz?

-Biz sadece Kumluca merkezli bir oda değiliz. Finike, Demre, Kaş ve Kalkan gibi farklı noktalarda temsilciliklerimiz var, üyelerimize ulaşmaya çalışıyoruz. İlçelerimizde haftanın beş günü hizmet veriyoruz. Kalkan’da ise haftanın iki günü hizmet veren temsilcilik açtık. Salı ve perşembe günleri üyelerimiz orada hizmet alabiliyor.

Ayrıca araç parkımızı da genişlettik. Çünkü coğrafyamız çok büyük. Gömbe’den Kınık’a, Ova’dan diğer kırsal mahallelere kadar üyelerimizin ayağına hizmet götürmek istiyoruz. Oda başkanlığı sadece makamda oturmak değil, sahada olmak da demek.

“BİZİM DÖNEMİMİZDE YENİ HİZMET KALEMLERİ EKLENDİ”

-Oda tam olarak ne yapar diye soran çok insan var. Siz bunu nasıl anlatıyorsunuz?

-Ticaret odası bireysel değil, bölgesel katkı sağlar. Ticaret odasının asıl görevi bulunduğu bölgenin ekonomik, ticari ve kurumsal altyapısını güçlendirmektir. Elbette belge düzenleriz, sicil işlemleri yaparız, kapasite raporları, ekspertiz işlemleri, ihracat belgeleri gibi hizmetler sunarız. Ama ticaret odasını sadece bunlardan ibaret görmek çok eksik olur.

Bizim dönemimizde mesleki belgelendirme tarafında önemli adımlar attık. Emlakçılık ve motorlu kara taşıtı alım-satımıyla ilgili belge süreçlerinde aktif olduk. 2022-2026 döneminde çok yüksek sayıda belge üretildi. Sadece ihracat belgesi sayısına baktığınızda rakamların ne kadar büyüdüğü zaten görülüyor.

“TÜRKİYE’DE İLKLERDEN BİRİNİ YAPTIK: ODA ÖNÜNE ŞARJ İSTASYONU KURDUK”

-Görev sürenizde somut olarak en önemli işlerden bazıları neler oldu?

-Göreve gelir gelmez Türkiye’de ilk defa bir odanın önüne elektrikli araç şarj istasyonu kurduk. Şu anda yılda yaklaşık 2000 araç burada şarj alıyor. İkincisini de kuruyoruz. Bu bize çok büyük para kazandıran bir iş değil belki ama vizyon gösteren bir iş.

Bunun yanında çatı GES yatırımını yaptık. Güneş enerji sistemiyle odamızı ve tüm temsilciliklerimizin elektrik ihtiyacını karşılıyor. Enerji tarafında önemli bir tasarruf ve gelir modeli oluşturduk.

K-Belgesi hizmetlerinde aktif hale geldik. Yapı denetim havuzunun ayrılmasıyla ilgili süreçlerde etkili olduk. Kalkan temsilciliğini açtık. Araç filomuzu büyüttük. TOBB Uyum ve Arabuluculuk Merkezi’ni kurduk. Üyeler arasındaki ticari ihtilafların daha hızlı ve daha ekonomik çözülmesi için kurumsal bir mekanizma oluşturduk.

Yine fuarlara katıldık, bölgesel etkinliklere destek verdik. Kaş’taki organizasyonlara, Demre’deki etkinliklere, Finike’deki programlara katkı sunduk. Oda bünyesindeki AR-GE ve kuluçka mantığını da güçlendirmeye çalıştık.

“OSB’SİZ KALKINMA OLMAZ; KAŞ GIDA İHTİSAS OSB BÖLGEYİ DEĞİŞTİRECEK”

-Kaş Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi sizin en çok önemsediğiniz projelerden biri galiba. Neden?

-Çünkü bir ticaret odası olmadan OSB kurulamaz. Organize sanayi bölgesi dediğiniz yapı, sadece sanayi parsellerinden oluşan bir alan değil; bölgenin geleceğini değiştiren bir kalkınma aracıdır.

Kaş Gıda İhtisas OSB, Kınık Hali’nin hemen yanında kurulacak çok önemli bir yatırım alanı. Orada 41 sanayi tesisinin yer alacağı bir yapıdan söz ediyoruz. Gıda üretiminden işlenmiş ürüne, katma değerli üretimden ihracata kadar birçok alanı etkileyecek bir proje bu. Global markaların dahi ilgilendiği bir bölge haline geldi.

Bu iş Murat Günay döneminde başladı, biz de devamında önemli aşamaları çözdük. Mahkeme kararları, hazineyle ilgili süreçler, tahsis meseleleri vardı. Hızlı aksiyon aldık. Parselasyon aşamasına ve satış noktasına kadar getirildi.

Burada insanlar şunu da bilsin: OSB’yi belediye tek başına yapmıyor, oda tek başına yapmıyor. Bir müteşebbis heyeti var. Valilik, belediye, oda ve ilgili kurumlar işin içinde. Doluluk belli bir seviyeye gelene kadar bu yapı müteşebbis heyetiyle yürür, sonra kendi yönetimine devredilir.

“ODA İÇİN DOĞRUDAN PARA DEĞİL, BÖLGE İÇİN DOĞRUDAN KALKINMA”

-Peki burada odanın maddi bir kazanımı oluyor mu?

-Bu işe ‘odaya ne kadar para gelir’ diye bakmak doğru değil. Biz kuruluş aşamasında hissemiz kadar kaynağı koyduk. Sonrasında orası kendi yapısını kuracak. Esas kazanç, bölgenin kalkınmasıdır. Fabrikalar kurulduğunda, gıda tesisleri faaliyete geçtiğinde, istihdam ve ticaret büyüdüğünde zaten oda da, belediye de, şehir de bundan dolaylı olarak kazanır.

“KUMLUCA’YA OSB YAPILAMADI AMA DEPO VE ANTREPO ALANLARI ŞART”

-Bir dönem OSB’nin Kumluca’ya yapılması da gündemdeydi. Neden olmadı?

-O dönem ciddi çaba vardı. Ama hazine arazisiyle ilgili çözülemeyen sorunlar ortaya çıktı. Siyaset ve bürokrasi tarafında da süreç istenen şekilde ilerlemedi. Sonuçta proje karşı tarafa kaydı.

Ama bu Kumluca için hiçbir şey yapılamayacağı anlamına gelmiyor. Biz belediye başkanımızla sürekli şunu konuşuyoruz: Tarımsal verimin daha düşük olduğu bazı bölgelerin ticari alana açılması gerekir. Kumluca’nın çok büyük depo, antrepo ve lojistik alanlarına ihtiyacı var. Şu an birçok işletme yeni tesis kurmak istiyor ama yer bulamıyor, izin süreçlerinde zorlanıyor.

Eğer doğru yerlerde planlı depolama alanları oluşturulabilirse hem şehir içi trafiği rahatlatılır hem de ihracat ve ticaret hacmi ciddi şekilde büyür.

“YENİ DÖNEMDE EN KRİTİK PROJEMİZ: BATI ANTALYA VAKFI”

-Röportajın en önemli başlıklarından biri bu sanırım. Vakıf projesi tam olarak nedir?

-Evet, belki de yeni dönemin en stratejik işi bu olacak. Bizim bölgemizin ekonomik gücü var, üretimi var, insan kaynağı var ama güçlü bir lobi çatısı yok. Ticaret odası bir icraat makamıdır ama bazı işler sadece oda üzerinden yürümüyor. Daha etkili, daha esnek, daha güçlü bir yapı gerekiyor.

Bu yüzden dört ilçeyi kapsayan güçlü bir vakıf kurma çalışmasına başladık. Bunun için Türkiye’de etkili çalışan vakıfların senetlerini istedik, inceledik, çalışma yapıyoruz.

Bu vakfın amacı bölgenin eksiğini görmek ve o eksikleri Ankara nezdinde sonuç alacak şekilde takip etmek olacak. Yani sadece toplantı yapan bir yapı değil; okul gerekiyorsa okul, hastaneye birim gerekiyorsa birim, altyapı gerekiyorsa altyapı için kapı kapı gezen bir mekanizma kurulacak.

Burada her ilçeden etkili isimlerin yer aldığı geniş bir yapı planlıyoruz. Ticaret dünyasından, tecrübeli isimlerden, artık işi çocuklarına bırakmış ama memleket derdi olan insanlardan oluşan, fazla siyasi kimliğin içine gömülmemiş ama bölge için kafa yoran kişiler olacak. Daha küçük bir icra grubu da bu yapının aktif ayağı olarak çalışacak.

Biz başlangıçta mekân ve finans desteği sağlayacağız. Odanın salonları, fiziki imkânları kullanılacak. Gerekirse ulaşım, koordinasyon, proje dosyaları, Ankara organizasyonları bu yapı üzerinden yapılacak. Zaman içinde kendi gelirini üreten, burs verebilen, yardım yapabilen, güçlü bir bölgesel lobi merkezi haline gelmesini istiyoruz.

Ben bunu açık söyleyeyim: Batı Antalya’nın kaderini değiştirecek işlerden biri budur. Çünkü bizim bölgemiz sorunlarını biliyor ama o sorunları ortak akılla, ortak güçle, takip eden bir mekanizmaya dönüştürmekte eksik kalıyor. Vakıf tam da bu eksikliği kapatacak.

“BÖLGEMİZ DAHA FAZLA MİLLETVEKİLİ GÜCÜNE SAHİP OLMALI”

-Bu vakıf biraz da siyasi temsil gücünü artırmaya dönük bir arayış mı?

-Doğrudan siyaset üretmek değil ama bölgenin siyasi etkisini artırmak da bunun doğal sonuçlarından biri olur. Çünkü siz güçlü bir lobi kurarsanız, bölgenin taleplerini ortaklaştırırsanız, Ankara’da daha etkili olursunuz.

Ben hep örnek veriyorum: Antalya’nın bazı ilçeleri çok güçlü temsil ediliyor. Bizim bölgemiz niye daha fazla temsil edilmesin? Niye daha fazla milletvekili çıkarmasın? Daha fazla temsil demek daha fazla yatırım, daha fazla takip, daha fazla çözüm demek.

“BEN ADAYIM AMA İKİ DÖNEMDEN SONRA BIRAKMAK İSTİYORUM”

-Seçim süreci yaklaşıyor. Aday mısınız?

-Siyasette bir söz vardır; bir başkan ‘aday değilim’ demediği sürece adaydır. Evet, ben yeniden adayım. Önümüzdeki dönem için listemiz üzerinde çalışıyoruz, sahadayız, üyelerimizle temas halindeyiz. Kendimize güveniyoruz.

Ama şunu da net söylüyorum: Ben iki dönem kuralına inanıyorum. Uzun yıllar başkanlık yapan yapılarda kurum zamanla başkanın kurumuna dönüşebiliyor. Ben bunu doğru bulmuyorum. Allah nasip ederse ikinci dönemi tamamlayıp sonra aileme, işime ve özel hayatıma daha fazla vakit ayırmak istiyorum.

“KENDİMİ BAŞARILI GÖRÜYORUM”

Peki bu dönem kendinizi başarılı buluyor musunuz?

-Evet, başarılı buluyorum. Çünkü 3,5-4 yıllık süreçte birçok başkanın uzun yıllarda yapamadığı bazı işleri yaptığımızı düşünüyorum. Şarj istasyonundan GES’e, K belgesi süreçlerinden temsilciliklere, araç parkından uyum merkezine, OSB’den fuarlara kadar birçok somut başlık var.

Ben makamda oturup günü geçiren bir başkan değilim. Yerimde durmayı seven bir adam değilim. Sürekli yeni proje, yeni çözüm, yeni bağlantı peşindeyiz.

“MURAT GÜNAY PLANLAMADA ÇOK İYİYDİ, BEN SAHADA DAHA YOĞUN BİR BAŞKAN OLDUM”

-Murat Günay’ın sizin için ‘başarılı buluyorum ama odaya siyaseti daha fazla taşıyor’ yönünde değerlendirmeleri oldu. Ne dersiniz?

-Murat Başkan’ın kendine has bir tarzı vardı. İş yoğunluğu farklıydı, planlamayı daha rahat yapabiliyordu. Ben de öyle olmak isterdim açıkçası; iki günümü, üç günümü ayırıp kalan zamanda ailemle ve işimle ilgilenmek isterdim. Ama bu görev beni daha çok içine çekti. Daha sürekli sahada ve odada olan bir başkan oldum.

Siyaset meselesine gelince; ben bütün siyasi partilerle görüştüm, hepsini davet ettim, geleni ağırladım, gelmeyene de zorla getirecek halim yok. Ama Ankara’da iş çözmek istiyorsanız siyaseti tamamen dışarıda bırakamazsınız. Bakanlık kapısından içeri girmek için, bakan yardımcısına ulaşmak için, milletvekilleriyle temas için o ilişkiler gerekir.

Ama şunu özellikle söyleyeyim: Ben kendi siyasi görüşümü odaya yansıtmam. Oda, bütün üyelerin odasıdır.

“KİMSENİN ODASINA, DERNEĞİNE, VAKFINA KARIŞMAM”

-Başka odaların seçimlerine müdahale edildiği, sizin bazı yapılar üzerinde etkili olmaya çalıştığınız yönünde iddialar da var.

-Bunun cevabı çok net: Ben haddimi bilirim. Ben hiçbir odanın, hiçbir derneğin, hiçbir vakfın iç işleyişine karışmadım. Kimin aday olacağına, kimin seçileceğine dair tasarrufta bulunmadım. Ama benim karşıma aday çıkarmak için çalışma yapanlar olduğunu elbette biliyorum. Bu da siyasetin ve seçimin doğal tarafı.

Bizim derdimiz başka kurumların içine karışmak değil. Biz nitelikli işler yapmaya çalışıyoruz. Boş polemiklerle oyalanacak vaktimiz de yok, hevesimiz de yok.

“KUMLUCA’NIN EN BÜYÜK SORUNLARI TRAFİK, İMAR VE KENTSEL DÖNÜŞÜM”

-Bölgenin temel sorunlarını nasıl sıralarsınız?

-Kumluca merkez özelinde bakarsak ilk sırada trafik sorunu var. İnsanlar en kısa mesafeye bile araçla gidiyor. Artık yayalaştırma projelerini, alternatif ulaşım modellerini, daha düzenli şehir içi planlamayı konuşmamız gerekiyor.

İkinci büyük başlık imar ve kentsel dönüşüm. Deprem gerçeğini de görerek bu konuya çok daha ciddi bakmamız lazım. Mevcut yapı stoğunun önemli bölümü bugünün standartlarına göre güven vermiyor. Burada parsel bazlı değil, ada bazlı dönüşüm konuşmalıyız. Otoparkı, yeşil alanı, sosyal alanı olan yeni bir şehircilik anlayışına ihtiyacımız var.

“AFET ÇALIŞTAYLARI YAPTIK AMA FARKINDALIK DAHA DA ARTMALI”

-Deprem gerçeğiyle ilgili yeterince hazırlıklı mıyız?

-Hayır, yeterli değiliz. Oda olarak afet çalıştayları yaptık. Valimiz ve üniversiteden hocalarımızın katıldığı toplantılar oldu. Ama bunların daha da yaygınlaşması lazım. Toplumun bilinçlenmesi, belediye ve ilgili kurumların ortak masada daha hızlı karar alması gerekiyor.

Deprem bölgesine yaptığımız yardımlarda da bu gerçeği çok yakından gördük. 108 konteynerlik bir yardım organizasyonu kurduk. Sahaya gidip oradaki tabloyu görünce insan çok etkileniyor. Ama ne yazık ki deprem geçince toplum da unutuyor. Bu unutkanlıktan çıkmamız lazım.

“KUMLUCA’NIN PARASI HALDE, TİCARETİ İNŞAATTA DÖNER”

-Son dönemde yaşanan imar krizi bölgeyi nasıl etkiledi?

-İnşaat sektörü burada sadece müteahhidi ilgilendiren bir alan değil. Yaklaşık 200-250 sektörü etkiliyor. Halıcısından perdecisine, beyaz eşyacısından mobilyacısına kadar çok büyük bir çarpan etkisi var.

Ben hep şunu söylüyorum: Kumluca’nın sıcak parası halde döner ama ticaretin önemli ayağı inşaattır. İmarın tıkanması bütün çarşıyı etkiler. Bunu bizzat sahada gördük. Bu yüzden belediyenin hızlı karar alması, müteahhitlerle, mimarlarla, sektör temsilcileriyle birlikte çalışması gerekiyor.

“ÜNİVERSİTE KAPANMAMALI; FİDECİLİK, TOHUMCULUK VE LOJİSTİK BÖLÜMLERİ AÇILMALI”

-Üniversite meselesi de çok gündemdeydi. O süreçte ne yaptınız?

-Üniversite kapanma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Üniversitenin kapanma riskini durdurmak için belediye ve STK başkanlarıyla Ankara’ya çıkarma yaptık. Mahkeme kararıyla süreç şimdilik durdu ama tehlike tamamen geçmiş değil. Ancak sadece binayı kurtarmak yetmez, içeriğini doldurmalıyız. Gelecek yapay zekada ama el işçiliği asla bitmeyecek.

Ben burada şu görüşü savunuyorum: Sadece üniversiteyi açık tutmak yetmez, doğru bölümleri açmak gerekir. Bölgemizin gerçek ihtiyacına uygun bölümler açılmalı. Fidecilik, tohumculuk ve lojistik bunların başında geliyor. Çünkü bölgede fide tesisleri var, tohum istasyonları var, ciddi bir lojistik hareketlilik var. Öğrenci burada okurken çalışabilsin, mezun olduğunda burada kalsın istiyoruz.

“MESUT AVCIOĞLU ELİNDEN GELENİ YAPIYOR”

-Belediye başkanlığı liderliği konusunda ne düşünüyorsunuz?

-Bence Mesut Avcıoğlu elinden geleni yapıyor. Belediyenin ciddi borç yükü var. O borç yüküyle uğraşırken bir yandan da hizmet üretmeye çalışıyor. Elbette eleştiriler olur ama niyet açısından kötü niyetli bir tablo görmüyorum. İmkânlar ölçüsünde uğraşıyor.

“SİYASETTEN TEKLİF GELDİ AMA BENİM ASLİ GÖREVİM ODAM”

-Belediye başkan adaylığı ya da başka siyasi teklifler konusunda isminiz geçti. Bu konuda tavrınız ne?

-Bana da teklifler geldi. Daha önce de geldi. Murat Günay Başkan’a da geldi. Bundan sonra da ticaret odası başkanlarına gelmeye devam eder. Çünkü oda artık güçlü bir kurum. Güçlü kurumların başındaki insanlara siyaset doğal olarak teklif götürür.

Ama benim asli görevim beni seçen üyelerime karşı sorumluluğumdur. Ben bu göreve seçildim, bu emaneti taşımakla yükümlüyüm. Ben ikinci dönemi tamamladıktan sonra daha huzurlu, daha sakin bir hayat yaşamak isteyen bir insanım. O yüzden siyaset gündemim yok.

“BASIN ÖZGÜR OLMALI, ELEŞTİRİ KIYMETLİDİR”

-Yerel basınla ilişkiniz ve basın özgürlüğüne bakışınız nasıl?

-Ben basının hür ve özgür olması gerektiğine inanıyorum. Bölgede nitelikli iş yapan, dert taşıyan, araştıran gazeteciliğin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda da sizi tebrik ediyorum. Bu değerlere sahip çıkan gazetecilik anlayışınız var. Eleştiri olacak, sorgulama olacak, bu işin doğasında bu var. Hatta odamızın imkânlarını bu anlamda daha fazla açmak istediğimizi de söyledim. Canlı yayınlar, toplantılar, bölge meselelerinin konuşulduğu yayınlar yapılabilir. Oda binası sadece resmi işlemlerin yürüdüğü bir yer değil, bölgesel düşüncenin de konuşulduğu bir alan olsun istiyoruz.

“ADRASAN BİZİM KIRMIZI ÇİZGİMİZ”

-Turizm tarafında özellikle Adrasan konusunda çok şey söylediniz. Nedir temel yaklaşımınız?

-Adrasan bizim kırmızı çizgimiz. Bölgenin en önemli turizm lokasyonlarından biri. Ama orada en temel sorun trafik, otopark, altyapı ve plansızlık.

Biz valimizle bu konuda özel çalışmalar yaptık. Adrasan’da araçların denizi izlediği, insanların izleyemediği bir yapı oluşmuştu. Bunun için otopark ve shuttle sistemi düşündük. Elektrikli araçlarla misafirleri taşıyalım, içeride trafik yükünü azaltalım istedik. Bununla ilgili proje bile hazırlandı. Ama süreç içinde farklı gelişmeler oldu, şikâyetler oldu, devirler oldu.

Yine de şunu söylüyorum: Adrasan’ın kurtuluşu kurallı, kimlikli ve planlı turizmden geçer. Teknecilik tarafı da düzenlenmeli, altyapı tamamlanmalı, imar netleştirilmeli. Aynı şekilde Olimpos, Çıralı, Demre ve Kaş için de katma değerli turizm modeline ihtiyacımız var.

“YA TARIMDA GÜÇLENECEĞİZ YA TURİZMDE KALİTEYİ BÜYÜTECEĞİZ”

-Bölgenin ekonomik omurgasını nasıl görüyorsunuz?

-Biz bir sanayi şehri değiliz. Bizim iki temel gücümüz var: tarım ve turizm. Tarımda zaten çok güçlü bir potansiyelimiz var. Ama tarımı katma değerli hale getirmemiz, lojistiği, depolamayı, işlenmiş ürünü büyütmemiz gerekiyor. Turizmde de nicelik değil kaliteye odaklanmamız lazım.

Kaş’ı butik turizmde daha ileri taşımalıyız. Adrasan’ı korumalıyız. Demre’de yeni turizm tesislerini önemsemeliyiz. Hatta bölgede iyi bir otel ve kongre altyapısına ihtiyaç olduğunu da düşünüyorum. Bunun için yap-işlet-devret benzeri modeller üzerinde bile düşündük.

“ÇEVRE VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KURULU’NDA DA BÖLGEMİZİ TEMSİL EDİYORUZ”

-Başkanım, TOBB’daki yeni göreviniz ve COP31 süreci çok önemli. Bu işin Kumluca’ya yansıması ne olacak?

-Bu dönem TOBB bünyesinde kurulan Çevre ve İklim Değişikliği Kurulu Başkanlığı görevi tarafıma verildi. Bu çok büyük bir sorumluluk. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), Türkiye'nin ev sahipliğinde ve başkanlığında 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'daki EXPO Kongre Merkezi'nde düzenlenecek. COP31 dediğimiz, 196 ülkenin 80 bini aşkın ziyaretçinin katılacağı dünyanın en büyük iklim zirvesi var.

Liderler zirvesi İstanbul’da olacak ama asıl organizasyonun önemli ayağı Antalya’da gerçekleşecek. 9 gün sürecek dev bir kongre ve fuar olacak. Biz de bu sürecin içinde aktif rol alacağız.

Bu ne demek biliyor musunuz?

Dünya Antalya’ya gelecek… Antalya üzerinden de bu bölgeye bakacak.

Ben bu görevi sadece şahsi bir görev olarak görmüyorum. Bu, Kumluca’yı ve Batı Antalya’yı dünyaya anlatma fırsatıdır.

Burada şunu da söylemek isterim: Rıfat Başkan’ın bize ve bölgemize olan ilgisini hissediyoruz. Birçok sorunumuzun çözümünde desteğini gördük. Antalya Valimiz de aynı şekilde bölgemize çok yakın, çok ilgili bir isim. Bu ilişkiler sayesinde dört ilçenin sorunlarını tek elden daha güçlü şekilde aktarabiliyoruz.

“VALİYLE 6 SAAT: DEVLET SAHAYA İNDİĞİNDE SONUÇ GELİYOR”

-Valilikle olan ilişkiniz de dikkat çekiyor…

-Valimiz gerçekten çok aktif. Gece ararsınız, döner. Sorun söylersiniz, çözüm üretir.

Bir iftar programında 4 ilçeden öğrencileri topladık.

Vali Bey geldi… ve 6 saat gençlerle kaldı.

Gece yarısına kadar sohbet etti.

Bir valinin bu kadar sahada olması çok önemli.

Bu sayede biz de sorunları tek elden iletebiliyoruz.

“GELİDONYA FENERİ’NE 19 MAYIS YÜRÜYÜŞÜ: SADECE ETKİNLİK DEĞİL, BİR MESAJDI”

-19 Mayıs’ta yaptığınız organizasyon çok konuşuldu…

-Evet, bu bizim “nitelikli iş” dediğimiz şeylerden biri. Antalya’nın 19 ilçesi var. Biz de dedik ki 19 Mayıs’ta 19 ilçeden gençleri Kumluca’da buluşturalım.

Yaklaşık 2000’e yakın katılım oldu. Sabah kahvaltıdan başladık, etkinlikler yaptık, hediyeler dağıttık. Sonrasında Gelidonya Feneri’ne yürüyüş gerçekleştirdik.

Ama burada asıl mesele yürüyüş değildi.

O bölgeyi belki hayatında hiç görmemiş insanlar ilk kez gördü.

Bu bir turizm hareketidir. Bu bir tanıtımdır. Bu bir farkındalıktır.

Valimiz de bu tür organizasyonlara çok destek veriyor. Hatta gençlerle saatlerce vakit geçiriyor. Bu da bizim için büyük bir motivasyon.

“BERLİN FUARI: SADECE TANITIM DEĞİL, DOĞRUDAN TİCARET”

-Başkanım, Berlin Fuarı’nın bölgeye gerçekten somut bir katkısı oldu mu?

-Bakın, biz Berlin’e sadece broşür dağıtmaya gitmedik. Orada ciddi bir çalışma yaptık. Bölgemizin ürünlerini, firmalarını, turizm potansiyelini doğru şekilde anlattık.

Ve şunu çok net söyleyebilirim:

Bu fuar amacına ulaştı.

Oraya katılan ihracatçı firmalarımız birebir görüşmeler yaptı, bağlantılar kurdu ve siparişler aldı. Yani bu iş “gittik geldik” değil, doğrudan ticarete dönen bir süreç oldu.

Bizim için fuarın başarısı budur.

Eğer bir fuardan sonra bölgeye para girişi oluyorsa, o fuar doğru yapılmıştır.

Biz de bunu gördük. O yüzden diyoruz ki:

Tanıtım sadece vitrin işi değil, ekonomik sonuç üretmeli.

“DOMATESİN YANINA KALICI BİR ANI: LİMYRA TAŞI TASARIMI”

-Dışarıdan gelen misafirlerin en büyük şikâyeti ‘Kumluca’dan anı olarak ne götüreceğiz?’ sorusuydu. Siz bu düğümü nasıl çözdünüz?

-Çok doğru bir noktaya parmak bastın. Misafir geliyor, "Bir hatıra götüreyim" diyor... Ne vereceğiz? Domates versek kalıcılığı yok. Bir figürümüz yoktu. Biz 6 ay boyunca AR-GE merkezimizde buna çalıştık.

Sonunda bölgemizin en iyi mermeri kabul edilen Limyra Taşını bulduk. Bu taşı estetik bir plaket haline getirdik, üzerine odamızın logosunu ve bir nazar boncuğu ekledik. Altına da "Bölgemizden çıkan Limyra Taşıdır" diye notumuzu düştük.

Gittiğimiz tüm fuarlarda, Berlin’de, Ankara’da bu hediyeyi verdik ve inanılmaz beğenildi. Hatta o kadar çok tutuldu ki, başka kurumlar da yapmak istedi. Biz de dedik ki: "Lütfen yapmayın, bu KUTSO’nun ve bölgenin mührüdür."

“BATI ANTALYA’NIN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜ OLMAK İSTİYORUZ”

-Son olarak üyelerinize ne söylemek istersiniz?

-Biz artık sadece Kumluca’nın değil, Batı Antalya’nın ticaret odasıyız. Bunu anlayış olarak da böyle kurduk. Her ilçenin sorununa eğilen, her alanda proje üretmeye çalışan, güven duyulan bir kurum olmaya çalışıyoruz.

Bizim için önemli olan sadece sicil işlemi yapmak, belge vermek değil. Bölgeye katkı sunmak, sorun çözmek, insanları bir araya getirmek, memlekete fayda sağlamak. Güçlü oda, mutlu üye anlayışımız bundan geliyor.

Yeni dönemde de üyelerimizin desteğiyle bu çizgiyi büyütmek istiyoruz. Özellikle vakıf projesi, bölgesel lobi gücü, üniversite, OSB, turizm ve şehirleşme başlıklarında daha büyük işler yapma niyetindeyiz. Bizim derdimiz polemik değil, iş üretmek. Yaptığımız işlerle anılmak istiyoruz.

Muhabir: Savaş Kalabalık