“İnsan bedeni, insan ruhunun en iyi resmidir.”(Ludvig Wittgenstein)

Sevgili okuyucularım bu hafta sizlerle,ifade edilemeyen duyguların; kendini ifade etmek için kendine en yakın organı bulup onun çalışma sistemini bozarak, kişinin kendisini o hastalıkla ifade etmesine neden olabilen durumlar hakkında bir paylaşım yapmak istiyorum.

İfade edilemeyen duyguların kendisine en yakın organı bulup kendisini organ dili ile anlatması ile başlayan rahatsızlıklar arasında; Kanser, kalp, astım, tansiyon, alerjik hastalıklar olabileceği gibi kas ve eklem ağrısı şeklinde de kendisini ifade edebiliyor.

Gelin birlikte günümüzün bazı hastalıklarına bir de psikolojik yönden bakalım:

KALP HASTALIKLARI: Yapılan araştırmalarda kalp hastalığında ani yaşam kaybının; kişilerin gerilimli dönemler yaşadığı, çok fazla stresli ve depresif yakınmalarının olduğu dönemle paralellik gösterdiği belirtilmektedir.

DİYABET: Yaşamdan zevk almamak, yaşamını doya doya yaşayamadığı hissi, yaşam boyu süregiden üzüntü hali.

DERİ HASTALIKLARI: Aşırı hassas kırılganlık hali, içten içe isyan etme.

ASTIM: Nefes almayı kendinde hak görmemek, boğulmuşluk hissi, bastırılmış gözyaşları.

DÜŞÜK TANSİYON: Sevgiden yoksunluk, hayata karşı yenilmişlik duygusu, “hiçbir şey değişmeyecek neden uğraşayım ki” duygusu.

YÜKSEK TANSİYON: Stres, içe atılmış bastırılmış öfke, kızgınlık.

KOLESTEROL: “Mutluluk benim hakkım değil, hak etmiyorum.” duygusu, haz almaktan korkma.

MİGREN: Suçluluk hissetme, her şeyin en iyisi için didinmek (mükemmeliyetçilik), kendini cezalandırma.

KARACİĞER HASTALIKLARI: Kişinin bedenini sevmemesi, bastırılmış kızgınlık,öfke, haksızlığa uğramışlık hissi ve intikam arzusu.

AKCİĞER HASTALIKLARI: Yaşamı kabul etmeme, bastırılmış üzüntü, yas, keder.

MİDE HASTALIKLARI: Araştırmalara göre stresin en fazla etkilediği organların başında mide geliyor. Mideniz ağrıdığında kendinize öncelikle şunu sorun: “yaşadığım hangi olayı, durumu hazmedemiyorum?” (Bu olay partnerinizle yaşadığınız bir durum olabilir, ya da iş yerinde yaşadığınız ilişkilerden kaynaklanıyor olabilir.). Yaşanan hayal kırıklıkları, üzüntü asit salgılanmasını arttırarak ülser başlangıcına veya kronikleşmesine neden olabilir.

SAFRA TAŞI: Kişinin kendisini aşırı derecede eleştirip esnek

davranamaması, kendisini lanetlemesi ve aşırı gurur duyguları.

TİROİD PROBLEMİ: kişinin aşırı duygusal biri olması, kendini ifade edememesi, sınırlandırılmışlık hissi ve kendisinİ suçlama.

KABIZLIK: Kendinize bir sorun: “hayatınızda neyi bırakamıyorsunuz? Geçmişte sahip olunan bir nesne ya da düşüncelerden saplantılı şekilde vazgeçememek, takıntılı bağımlılık veya cimrilik.

GASTRİT: Yaşam içinde süregelen belirsizlik durumu, köşeye sıkışmışlık hissi, yoğun strese maruz kalma, belirsizliklerin getirdiği kararsızlık.

VERTİGO: Yaşamınızın dengesini nerde ne zaman yitirdiniz? Yaşamında olmazsa olmaz dediği kişi/nesne ve benzeri durumları kaybetme korkusu, yeni bir duruma alışamama, yenilik konusunda cesaretsiz olma.

KAS AĞRILARI: Süregelen stres, sırt, boyun, kol, bel, diz (örneğin; çok fazla vefakar davranıp tüm ailenin sorumluluklarını almak, çok fazla diğerleri için düşünmek, kolunun çok fazla çalışmadığını düşünmesi, suçluluk duygusu, çok fazla sorumluluk alma vb.) ağrılarında çok fazla örnek verilebilir. Unutmayalım ki duygular kişiye özeldir ve tedavi de buna uyumludur. Bu dünya da biricik olduğumuzu unutmayalım. Her zaman derim ki ‘parmak derimiz biricik, bizden iki tane yok.’

Sevgili okuyucularım unutmayalım ki birçok fiziksel hastalığın temelinde psikolojik sorunlar yatıyor. Bu yüzden her zaman diyorum ki, özgün bedensel hastalığın tedavisi yanında psikolojik tedavi ve destek de önemlidir. En önemlisi de psikolojik olarak sağlığı koruyucu önlemlerle bu tür bedensel hastalıklara yakalanma riskini azaltmaya yönelik davranış ve düşüncelerdir.

Gelin hep birlikte öncelikle kendi bedenimizin, düşüncelerimizin farkına varalım. Yaşam içinde her olumsuz olayın bir de olumlu yönü olduğunu unutmayalım. Tüm güçlü değiliz. Hepimiz insanız yaşam standartları bizi yorabilir bu durumda biraz kendimize izin verip yavaşlayıp dinlenmemiz gerekebilir. O zaman gelin hep birlikte gözlerimizi kapatıp derin bir nefes alıp dünyaya ve kendimize şimdiye Kadar bakmadığımız bir çerçeveden bakalım ne dersiniz..?

Sevgiyle kalın...

KLİNİK PSİKOLOG GÜLSÜM BİRCAN