Mustafa Kemal Atatürk milletin desteği ve arkadaşlarıyla birlikte yoktan yeni bir ulus yaratmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin fertleri “Ne Mutlu Türküm diyene” sözünü kendilerine güvenli bir şekilde, onurla haykırma gereği duymuşlardır.

Atatürk, kurtuluş savaşına başlarken “ölmek var, dönmek yok” parolasıyla yola çıkmıştır. Ulusumuz esareti kabul edemezdi. Esir olarak yaşamaktansa yok olmanın daha iyi olacağı düşüncesiyle bağımsızlığın bayrağı dalga dalga, çiçek çiçek yükseltilmiştir.

Memleketimiz yerli ve yabancı düşmanlardan kurtulmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, yurt sorunları görüşülerek mevcut şartlara göre çareler aranmaya başlanmıştır.

Para yoksa bulunacak, yoksulluğun beli kırılacaktır. Kol gezen hastalıklar için ilaç temin edilecek, ıstırapların önlenmesi için çalışılacaktır.

Halbuki o günlerde devletin temelleri yeni yeni atılıyordu. Anlatılır gibi olmayan bir dağınıklık yaşanıyordu. Koşullar iç açıcı değildi. Bu kötü koşullarda bile çaresizlikten söz edilmemiştir. Hele BEKA sorunu olarak görülebilecek bir durum asla akla getirilmemiştir.
Toplumda yarınların daha güzel olacağı, yeni bir yaşam kurulacağı, kimin yarası varsa tek tek sarılacağı, düşüncesi hakimdir.

Devrimler başlatılmıştır. Hukuk alanında yapılan devrimler. Kadın haklarına ilişkin olanlar. Yeni harflerin kabulüne ilişkin harf devrimi, kılık-kıyafet başta olmak üzere her alanda gerekli olan devrimler. Devrimlerin hayata sokulmasıyla ülkede yaşam baştan sona değişecektir.

Bu değişim konularında Atatürk en öndeydi. Atatürk öngörüleriyle de en öndeydi. Öngörüleri yalnız o günler için geçerli değil ileride yaşanacak günler içinde geçerliydi.
En kısa sürede, üretim devreye sokulmalı, fabrikalar kurulmalıydı. Öyle de yapıldı. Giyime ilişkin fabrikalar, basma fabrikaları, ayakkabı fabrikaları. İhtiyaçlara ilişkin fabrikalar, şeker fabrikaları. Savunma konusunda yapılacak olanlar. Silah fabrikaları, top-tüfek fabrikaları. Kalkınmaya ilişkin fabrikalar. Traktör, uçak fabrikaları.

Ülkeye canlılık getirildi. Umutlar çok yükseltildi. Aç olanlar, ekmek buldu, karnı doydu. Beklenilen yaşam buydu.
Atatürk’ün öncelikli iki tercihi vardı. Birincisi cehalet, ikincisi ekonomiydi. Cehalet yenilirse yaşam gelişir, değişirdi. Cehalet her tarafı köşe bucak sarmıştı. Cehalet yenilirse problemler daha kısa sürede çözülürdü. Eğitim seferberliği başlatıldı.
Cehaletten kurtulmuş olanlar keyiflerine göre hareket ediyor, bildikleri gibi okuyarak insanlar üzerinde etkili oluyordu. Okuma seferberliği açıldı. Eğitim kurumlarıyla çevreye ışık saçıldı. Okullarda Arap harflerinin yerini Latin harfleri aldı. Okuyabilmek sorun olmaktan çıktı. Okuyanların sayısında artışlar gözlendi.

Mustafa Kemal sakindi, özgüvenliydi. Halktan, yaşamdan uzak değildi. İnsanlara güvenirdi, gölgesinden korkmazdı, samimiydi. Olduğu gibiydi. Gizlilikleri sevmez açık, seçikti. Paraya tamah etmezdi. Yanında para taşımazdı, para işlerini yaverleri görürdü.

Gönlünden ne geçiyorsa gönlünden geçtiği gibi yaşardı. Kendini biliyor, gücünü görüyordu. Çocukları severdi. Doğayı, ağaçları, kuşları, dağları, denizleri severdi. Güzel olan ne varsa severdi, bir ağaç dalı dahi olsa.

Atatürk kibir bilmez, kibir tanımazdı. Kibirli olmak insanlara uzak durmaktı. Yapmacıktan uzaktı. Gerçek nerede ise Atatürk oradaydı. Gerçeği iyi ve kötü yanlarıyla kabul ederdi. Gerçekten ayrılmamayı yeğlerdi. Methedilmek hoşuna gitmezdi. Dalkavukları sevmezdi. Yakınlarını kayırdığı görülmemiştir. Kendisine ayrıcalık tanınmasını istemezdi. Gösterişi sevmezdi. Arzularını, ihtiraslarını kontrol etmesini bilirdi. Akıl, mantık neyi icap ettirirse, onu yapardı. Hakkaniyetten ayrılmazdı. Menfaat odaklı yandaşları tutmaz, ikiyüzlü olanlara karşı müsamahalı davranmazdı.
Şu andaki mevcut duruma gelince; Savaş yıllarında olmadığımız halde ekonomik sıkıntılar nedeniyle savaştan yeni çıkmış gibiyiz. İleri düzeyde işsizlik sorunumuz var. “Devlet bakkallık yapmaz” denilerek satışlar yapıldı. Mal varlıklarından çoğu satıldı. Fabrikalardan çok az kaldı. Ne süt kurumu, ne de et entegre tesisleri kaldı. Ne de petrol ürünlerine ilişkin tesisler kaldı.

Hayvancılığımız bitme noktasına geldi. Et ihtiyacımızı dışarıdan et alarak karşılıyoruz. Köylerimiz boşaltıldı. Şehirli olduk. Şehirli olunca havaya girdik. Küçük işlere bakmaz olduk. Üreten, kendine yeten köylü yok, şehirli olunca üretmeyi değil tüketmeyi düşünür olduk. Tarlalarımız girdi fiyatlarının yüksek oluşu nedeniyle ekilemiyor. “Tahıl ambarı” olarak nitelendirilen ovalarımız boş. Arpayı, samanı dışarıdan karşılar olduk.

Çalışmak önemliyse, kafayı kullanmak daha önemlidir. Dışarıdan gelecek sıcak parayla nereye kadar iş götürülebilir? Kandırılmamak oyuna gelmemek için dik durmak, uyanık olmak zorunluluktur. Emperyalist ülkeler kedinin fareyle oynadığı gibi, oynayarak işi götürüyor. Bu durum bilinmeli, hep dikkate alınmalıdır.

Atatürk’ün çaba ve çalışmaları terk edilmeseydi şu anda çekmiş olduğumuz sıkıntılar yaşanmazdı. Atatürk ve arkadaşlarının yaptıklarını görmeyen ve anlamayan “kör gözler” var. Bu nankörlerin laneti yüzünden kaybediyoruz. Kayıplarımız bir an önce telafi edilmelidir. Kayıplarımız muhtaçlığımıza neden olmaktadır. “Allah kimseye muhtaç etmesin” diye dua ediyoruz ama nankörlerin nankörlükleri bizleri zora sokuyor. Atatürk’le uğraşmak boşunadır. Atatürk’le uğraşıldığı sürece işler yoluna gitmez.

Atatürk şarkıdır hep dillerde. Yeri her zaman gönüllerde. Atatürk’ün yokluğu içimizi kor gibi yakıyor. Yarattığı boşluksa kapanmıyor. Atatürk seni çok özlüyoruz. Anıtkabir’de yattığını bildiğimiz halde hasretle yolarını gözlüyoruz. Hasretimizsin Atatürk, Sevgilerimiz seninle, yaşıyoruz sevginle.
Unutmayalım ki, bir çift mavi gözün ışığı önümüzü her zaman aydınlatmaya yetecektir. SEVGİLERİMLE

İletişim: 0539 979 35 29
Cafer GÜNDOĞDU